Varlık ve Yokluk Arasında Korku!
Ölüm Korkusu, Cinselliği Tetikler mi?


Var olmakla yok olmak arasında ince bir çizgi var… Ölüm ya da yaşam arasındaki bir nefeslik bu çizgi, insanoğlunun tanımlayabildiği anlamda varlığı ya da yokluğu belirliyor.

Ölümden korkmaksa, kimi zaman fobiye dönüşüyor… Her an göz önünde olan ama sanki hiç yokmuş gibi davranılan bir konu… Kimlerine göre ölüm, hayattan eksilmek anlamına gelirken kimilerine göre hayat, bu sayede zenginleşiyor. Ölümle burun buruna geldiğimiz zamanlarda yaşamımızdaki değerlerin farkına varıyoruz ya da yaşamın kendisinin bir değer olduğunu bu zamanlarda kavrıyoruz. Böyle anlarda daha anlamlı daha huzurlu, tarif edilebilir derinliğe sahip bir hayatın peşine düşüyoruz. Hayatımız anlam kazansın ya da hayata anlam katan bir şeyler bırakalım istiyoruz.

Merak ediliyor ölüm… Bilinmeyene duyulan merak, bilinmeyen adımlar attırabilir mi peki? Hiçbir şeye benzemeyecek kadar gizemli bu olay. Bilmediğin bir şeyden korkmak ne anlama geliyor? Başa geleceği, bedene olacakları bilmemek…

Bu hayattan geriye ne kalıyor o zaman? Üzerinde düşününce aklınıza ne geliyor? Yazarsanız bir kitap, mimarsanız bir bina ya da sanatçıysanız herhangi bir eser… Kimi zaman yüzyıllarca bu eserlerle anılıp bir anlamda ölümsüz olabiliyorsunuz.

Tartışmalı olmakla birlikte ölümsüzlüğü bulmanın bir yolu daha var... Psikolojide bilinçaltı konularının en merak edilenlerinden biri cinsellikle ilgili bir yol. İnsan farkında olmadan-bilinçaltı kavramlara göre- soyunu devam ettirerek de ölümsüz olacağını düşünür mü? Doğum, ölüm ve cinsellikle ilgili konulara karşı çok daha duyarlı olan bilinçaltı herhangi bir tehlike altında davranışlarımızı bu kavramlarla yönlendirebilir mi?

Astro-fizikçi Mustafa Sağlam’a göre yönlendirebilir. Kişi kendini tehlike altında hissediyorsa özellikle cinselliğe yönelik dürtüleri harekete geçiyor. Çünkü soyunu devam ettirirse kendisinin de varlığının devam edebileceğine inanıyor. Sağlam’ın düşünceleri özetle şöyle:

Korku, Cinsel Arzuyu Artırır mı?

“Adını hatırlayamayacağım bir televizyon programında, bir bayan, uzun ve hayli yüksek asma köprünün tam orta yerinde durup, gelen geçen genç beylere çeşitli sorular sorarak bir nevi anket yapıyordu. Genç bayanın amacı, aslında anket yapmak değil, ortamlara göre insan cinselliğinin nasıl tepki vereceği konusuydu.

Bunun için burada iki ortam oluşturuluyor. Birinci ortam, hava günlük güneşlik çok sakin ve güzel, bu sakin ortamda asma köprüden gelip geçen on denek üzerinde çalışma yapılıyor. Her denekle anket yapıldıktan sonra güzel bayanla bu genç baylar arasında, birazda samimiyet kurulup karşılıklı olarak adresler ve telefonlar veriliyor. İkinci ortamda, aynı anketörümüz başka deneklerle anket yaparken çeşitli efektlerle korku veren gürültüler oluşturuluyor. O anda, köprü biraz sallandırılıyor. Gene on kadar denek üzerinde yapılan bu çalışma sırasında da her bir denekle yapılan anketin sonunda genç ve güzel bayanla denekler karşılıklı olarak adreslerini ve telefonlarını birbirlerine veriyorlar.

Bu çalışmanın sonunda ne oluyor dersiniz? Evet, çalışmanın sonunda, birinci sakin ortamda anket yapılan deneklerden hiç biri daha sonra bu anketi yapan kızı aramıyor, fakat ikinci, korkulu gürültülü ve olumsuz ortamda ankete katılan kişilerin hemen hepsi anketör bayanı telefonla arayarak çıkma teklifinde bulunuyorlar.”

Sağlam, bu olaydan insanların ya da tüm canlıların tehlike ve tehdit altındaysa üreme, neslini devam ettirme isteğinin had safhaya ulaşacağı sonucunun çıkacağını söylüyor. Ve Anadolu’daki bazı uygulamalardan söz ediyor:
“Köylüler ineklerini boğayla çiftleştirdikten sonra, ineği en az bir gün evde hapis tutar, ona yem vermezler. Neden olarak ta hayvanın o günler biraz güçsüz ve zayıf kalıp, dölleneceğine inanırlar.


Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu