Karadeniz’in Güzel Tacı “Giresun Kuş Adası”


Bundan otuz yıl önce Erzurum’a bir kongreye Giresun üzerinden giderken, Giresun’un doğal güzellikleri hepimizi hayran bırakmıştı. O dönemlerde Anadolu’nun tipik bir kıyı kenti olan Giresun’da bu gün ne denli bir değişimin yaşandığını gözlerimle görünce, hem mutlu oldum, hem de bu mutluluğu sizlerle paylaşma gereği duydum.

Giresun artık bir “Üniversite Kenti” olmuş. Bunda Sayın Rektör Prof. Dr. Osman Metin Öztürk’ün çalışkan ve ileri görüşlülüğünün büyük payı olduğu gerçeğini vurgulamak gerekir. Üniversiteleşme olgusunun halkın yaşamını nasıl etkilediğini bu kentte görmek mümkün. Bu bağlamda, üniversite gençliğinin yöre halkı üzerinde olumlu etkisi de oldukça büyük. Bu yüzden, üniversitenin halkın önemli bir kesimi tarafından da desteklenmekte oluşu önemli bir kazanım. Üniversitenin kente gelmesi ile değişimin yaşanması ve halka katkısı, üniversiteyi sahiplenme duygusunu da ziyadesi ile artırmış. Bunu konuştuğum her kesimden insanın gözlerinden okudum.

Üniversitenin gelişmesi ve Avrupa Üniversiteleri ile boy ölçüşebilmesi için genç bilim insanlarının özverili çalışmaları ve bunun bilimsel yayınlara yansıması için Sayın Rektör Prof. Öztürk’ün onlara sıcak ve yapıcı yaklaşımı, kısa süre sonra burada önemli bilimsel araştırmaların yapılacağı izlenimi edinmeme yol açtı. Özellikle gezdiğim Biyoloji Bölümü’nün laboratuarlarından çok etkilendim. Gerek Bölüm Başkanı Yard. Doç. Dr. Zafer Türkmen ve gerekse Yard. Doç. Dr. Kultigün Çavuşoğlu ile Yüksek Okul Müdürü Yard. Doç. Dr. Bünyamin Şengül; Eğitim Fakültesi Bilgisayar Öğretmenliği Bölüm Başkanı Yard. Doç. Dr. Oğuzhan Sayar ve aynı fakülte Fen Bilimleri Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Ümit Şengül, olanak verildiğinde genç bilim insanlarının neler yapabileceklerini gösterdiler. Yeni kurulan üniversitelerde bu denli çalışkan ve bilime susamış gençlere olanak verilmesi ve onların bu insiyatifi kullanabilmeleri son derece önemli. Adını saydığım ve sayamadığım değişik branşlardaki meslektaşlarımın Sayın Rektör Prof. Dr. Osman Metin Öztürk’ün sınır tanımaz çalışkanlığı ve bilimsel duruşu ile “Giresun Üniversitesi”nin Bilim Bayrağını en yükseklere taşıyacaklarına gönülden inanıyorum.

Giresun Kentinin Tarihi

Ünlü Coğrafyacı Strabon’un verdiği bilgilere göre Romalı idareci Arrien Farnaklia’nın adına izafeten şehrin adının “Farnaklia” olduğu ve eski adı ise yaban kirazının ana yurdu olması nedeniyle “Kerasus” olduğu bildirilmektedir. Bölgedeki Türk varlığının M.Ö. iki binli yıllara kadar dayanması, kentin bir Türk kenti olmasını daha da güçlendirmektedir. Sonraki dönemlerde birçok kavmin istilasına uğrayan kent, 1461’de tamamen Osmanlı Yönetimi altına girmiştir. Ancak, Türklerin Giresun’da esas yerleşmeleri daha önceki bir tarihe rastlar. Bir Türkmen beyi olan Emir Süleyman Giresun’u 1397’de almış ve böylece kent Türklerin yönetimine daha o zaman geçmiştir. (bkz. Giresun Sitesi).

Giresun’un Yaylaları

İnsanlar zamanla şehirlerin yorucu yaşamından uzaklaşıp doğayla kucaklaşacaktır. Şehrin yorucu, gürültücü ve stres dolu yaşamı onları daha çok doğaya yaklaştıracaktır. İşte bu günlerin uzak olmadığı düşünülürse, Giresun’un yaylalarının ve doğal yapısının önemi daha da artacaktır. Bu nedenle yayla ekosistemi herkesin gündemine girecektir. Bu bağlamda Giresun sahip olduğu birbirinden güzel ve doğal yapısı bozulmamış yaylaları ile aranan bir ekosistem bütünü olarak aranan bir kent olacaktır. İnsanlar yaylalardaki doğal yapı ve oksijenin bolluğu sayesinde biyolojik olarak daha dinamik ve dinç bir yaşam kazanacaklardır. Bu yüzden ileri dönemlere “Yayla Turizmi” damgasını vuracaktır. Özellikle, Giresun’un dünya çapında ünlü “Kümbet Yaylası”nın mutlaka görülmesi gerekir. Doğal güzelliklerden hoşlanan ve insanın yaşamı paylaştığı yırtıcı kuşların, havada vals ettikleri diğer yaylalar ise aşağıdaki isimlerle anılmaktadır; Bektaş Yaylası, Kulakkaya Yaylası, Sis Dağı Yaylası, Karagöl Yaylası, Paşakonağı Yaylası, Melikli Yaylası, Anastos Yaylası ve Tamdere Yaylası. Adı geçen bu yaylaların ve biyolojik zenginliklerinin mutlaka görülmesi gerekir. Bu yüzden doğayı seven her bireyin buralara özellikle yaz aylarında gitmeleri önerilebilir. Buralardaki doğal yapı insanın güzellikleri içine çekip sindirmesine olanak sağlayacak ve biyolojik zenginlik açısından insanı sarhoş edebilecek ekosistemler olarak değerlendirilebilir.

Giresun Adası (Aretias) ve Karabataklar

Ada hakkında, Amazon kadın savaşçıların bir zamanlar Karadeniz’in bu en görkemli ve odunsu bitkilerin yetişmesine en uygun kara parçasında yaşadıklarına ve Herakles’in canavar kuşlara karşı yengi sağladığına özgü mitolojik kayıtlara rastlanmaktadır. Volkanik bir yapı gösteren Giresun Adası’nın bu mitlere konu olan konum ve güzelliklerinin boşuna olmadığını, burada mekân tutan karabatak(A.3), Phalacrocorax carbo ve tepeli karabata (A.3), Phalacrocorax aristotelis kolonilerinden anlamak mümkün. Özellikle karabatak yuvalarındaki yavru sayısı ve ulaşılan birey sayısı, adanın kuşbilimsel açıdan büyük önemi olduğunu gözler önüne sermektedir. Karabatak kolonisi yanında akbaş martı veya sarı ayak martı (A.4) da dediğimiz Larus cacchinans’ın populasyon büyüklüğü de dikkati çekmektedir. Sayıları bin-bin iki yüz civarındaki karabatak ve yine bin beş yüz kadar akbaş martı kolonisi bu adanın mutlak koruma altına alınmasını gerektiren biyolojik zenginliklerdir. Kırk yıllık kuş bilimsel araştırmalarımda Türkiye ve Avrupa’daki birçok ülkede bu denli kalabalık bir karabatak kolonisine rastlamadığımı belirtmek isterim. Karabatak ve akbaş martıların kuluçka dönemlerinde bir uyum görülmektedir. Martılar daha çok yere yuva yaparken, karabataklar ağaçlara yuvalanmaktadır. Hatta bir akkavak ağacı üzerinde yirmi yuva saydığımı belirtirsem ne denli bir zenginlikle karşı karşıya olduğumuzu gözler önüne sermiş olurum. Karabatak yuvalarında 10 Mayıs 2008 tarihindeki gözlemlere dayanarak en az iki ve en çok da beş yavru belirlediğimi ifade etmek isterim. Adanın daha çok kuzey batı kesimindeki defne, yalancı akasya ve akkavak ağaçlarında koloni halinde yuvalanan karabatak, yuvalarını ön tarafı tamamen korumalı olan dik bir yamaç üzerindeki ağaçlarda yapmış ve yaklaşık iki haftalık yavruların görüldüğü 250-300 yuvalık bir koloni oluşturmuştur. Bu arada yavruları birkaç gün önce çıkmış yuvalar da belirlendi. Yani karabatakların genel olarak yavrularını nisan ayının son üçte birlik döneminde yoğun olarak çıkardıklarını söylemek mümkün. Bu nedenle adaya Nisan 15-Haziran 15 tarihleri arasında, mümkün mertebe, insan girişinin yasaklanması gerekmektedir.


Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu