 |
İstanbul’un Kayıp Adası Bulundu
Gözbebeğimiz İstanbul şehri tarihi özellikleri nedeniyle yüzyıllardan beri
adeta inanılması güç olan hikâyelere ilham kaynağı olmuştur. Bu hikâyelerin
gerçeklik payının ne olduğu zaman zaman tartışılırsa da, yaşadığımız ve geçmiş
süre içinde bazılarının bir hakikate dayandığı anlaşılmıştır. Buna örnek olarak
1500’lerde Osmanlılar tarafından “Batık Manastır Kayalıkları” olarak
adlandırılan, su üstündeki görünümü ise ancak basit bir kayalık olan “Vordonisi
Adası”nın varlığı günümüze kadar kanıtlanamamıştı. Şimdi ise bu adanın varlığı
bir sır olmaktan öteye geçti. Üzerinde ise yaklaşık 900-1000 yıllık bir Bizans
Manastırı’nın bulunduğu anlaşıldı.
İstanbul’un Kocaeli Yarımadası bölümü
güneyinde kalan deniz alanında veya Doğu Marmara Denizi’nde Adalar/Prens Adaları
olarak adlandırılan adaların sayısının geçmişte 10 olduğu söylenirdi. Fakat,
mevcut olan ada sayısının 9 olması nedeniyle, yakın zamana kadar bulunamayan 10.
ada gerçek İstanbullular arasında daima konu olmuştur.
Adalar,
İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethinden yaklaşık 6 hafta önce, 17
Nisan 1453 tarihinde Baltaoğlu Süleyman Bey tarafından fethedilmiştir.
Osmanlılar döneminde Kızıl Adalar olarak da adlandırılan adalar Büyükada,
Heybeli, Burgaz, Kınalı, Sedef, Tavşan, Kaşık, Yassı ve Sivri adalar olarak
bilinmektedir. Görüldüğü üzere, değinilen ada sayısı 9’dur ve 10. ada ortada
yoktur.
Az önce değindiğimiz gibi İstanbul’un tarihi özelliklerinin
yüzlerce yıldan beri anlatılan inanılması güç hikâyelere kaynak olduğu bir
gerçektir. Fakat bunların büyük bir kısmının çeşitli dönemlerde yaşamış olan
halk tarafından fazla abartılması nedeniyle durum efsaneye dönüşmüştür. Bunlar
bizler tarafından hikâye gibi dinlense ve gelecek kuşaklara aktarılsa dahi,
gerçeklik payları olduğu bir hakikat. Dolayısı ile İstanbul ile ilgili
anlatılan, kuşaktan kuşağa aktarılan hikâyeler İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet
tarafından alınmasından günümüze kadar süregelmiştir. Yine, bunlardan bir
kısmının Bizans kaynaklı olması da bir gerçektir.
Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |