Gizemli Bir Etrüsk Zarı


Etrüsk kültürü ve dili üzerine 1927’den beri İtalya’nın Floransa kentinde ciddi bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. L’İnstituto di Studi Etruschi ed Italici her yıl Studi Etruschi adlı bir dergi yayınlamakta, en son buluşların tartışıldığı kongreler ve bilimsel toplantılar düzenlemektedir (1).

Etrüsk halkı hakkında bilinen, İtalya’nın şimdiki Toskana bölgesinde yaklaşık M.Ö. 1000 ile M.Ö. 100 yılları arasında yaşamış oldukları ve birçok kültür eseri bıraktıktan sonra tarih sahnesinden silinip Romalılara karışmış olduklarıdır. Etrüsk ülkesi olarak tanımlanabilecek ana bölgenin sınırlarını kuzeyde Arno ve doğuda Tiber dereleri, batıda Tiran denizi ve güneyde Roma şehri oluşturuyordu. Etkin oldukları bölgeler ise, batıda Elba ve Korsika adaları, kuzeyde Piacenza, Parma ve Bologna şehirleri, kuzey-doğuda Ancona, Ravenna ve Adria şehirleri ile güneyde Napoli ile Pompei sayılabilir (2).

Romalıların Etrusci veya Tursci (3) diye adlandırdıkları bu halkın İtalya yarımadasına ne zaman ve nasıl geldikleri hâlâ kesin bir şekilde bilinmemektedir. Üç olasılık üzerinde durulmakta ancak sadece ikisi, destekleyici kanıtlara sahip olmaları itibariyle, ciddi kabul edilmektedirler. Bunlardan biri; Etrüsklerin deniz yoluyla Anadolu yarımadasından gelmiş oldukları, diğeri ise kuzeyden –İsviçre Alpleri üzerinden- kuzeydoğu Karadeniz bölgelerinden başlayarak Trakya’ya ve İtalya’ya yayılmış olduklarıdır. Üçüncü, fakat tartışmaya en açık olan olasılık Etrüsklerin yerli halk oldukları ve hiçbir yerden gelmedikleridir.
Birinci görüş tarihçi Heredot tarafından ortaya atılmıştır (4). Etrüsk alfabesindeki bazı harflerin bir batı Anadolu kültürü olan Lidya alfabesindeki harflere benzemesi ve son dönem Etrüsk sanatında Iyon sanatına benzer motiflerin görülmesi birinci görüşü savunanlara güç vermektedir. İkinci görüşe destek olarak, İsviçre’nin Chur şehrinde (okunuşu ‘Kur’), kuzey İtalya’nın Val Camonica ile Piacenza bölgelerinde erken dönem Etrüsk sanat eserlerine ve yazı tarzına rastlanmış olması gösterilebilir. Chur müzesinde bulunan yazılı taşlar (steleler) üzerinde Etrüsk harfleri ile hemen hemen aynı olan şekiller bulunmakta, anlamları halen çözüm beklemektedir. Etrüsk dilinin Hint-Avrupa dil grubuna ait olmadığı ve ne Yunancaya ne de Latinceye benzediği, Ural-Altay dil grubuna ait pek çok özelliğe sahip olduğu saptanmış durumdadır. Hem dilleri hem de gelenekleri bakımından Etrüsklerin Asya kökenli bir halk olduğu görüşü günümüzde gittikçe daha çok taraftar toplamaktadır.

Etrüsk alfabesi incelendiğinde iki ayrı dönem göze çarpmaktadır. M.Ö. 8. ile 5. yüzyıllar arasında ortaya çıkan “erken şekiller dönemi” ve M.Ö. 5. yüzyıldan itibaren beliren “geç şekiller dönemi” tanımlanabilir (4). Erken döneme ait şekiller harf haline dönüşmeden önce soy, boy, oba veya oymak belirten simgeler olarak hem sürü hayvanlarına hem de insanlara dağlama veya dövme metoduyla kakılmıştır. ‘Tamga’ denen ve tam kavram içeren Etrüsk yazısındaki harfler/işaretler ile Asyadaki taşlara kazılmış Orhon (Türk) yazıtlarının harfleri arasında çarpıcı benzerlikler bulunmaktadır. Bu görüşü destekleyen bir örneği kendi yorumumla altta sunmakla yetineceğim.

Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu