Tarihi Bir Yol Ve Unutulmuş Bir Metropol: Sardeis


Manisa’nın önemli ve gelişmiş ilçelerinden birisi olan Salihli, İzmir-Ankara (E-96) karayolu üzerindedir. Bilinen en eski önemli yerleşim merkezi olan Sardeis, Salihli’nin 7 km. kadar batısında yer almaktadır.

Sardeis kentinin Tunç çağındaki ismi olan “Svarda”nın, Eskiçağ Anadolu dillerinden Luvi kökenli olduğu düşünülmekte ve ‘sva(a)arda’, kutlu güzel akarsu anlamına gelmektedir. Yüzyıllarca bölgede çıkarılmış ve değerli taş olarak kullanılmış kuvarsın eski Hellen ve Latin dillerindeki adı olan ‘sardonyx’ kelimesinin de Antikçağ’da kente “Sardeis” adını verdiği düşünülmektedir.

Gerçekten de Sardeis, Gediz (Hermos) havzasında, Sart Çayı (Paktalos) kıyısında ve Bozdağ (Tmolos)’ın batısındaki tepelerin kuzey yamaçları üzerinde kurulmuştur. Sart çayının Eskiçağ’da çevreye bahşettiği tarım zenginliği yanında, sırtını dayadığı tepelerden altın kırıntılarını da taşıdığı Antik kaynaklarda anlatılmaktadır.

İ.Ö. 1750 yıllarında Hititler döneminde Sardeis'in de içinde bulunduğu bölge Assuwa (Aşşuva) olarak anılmaktadır. Sardeis İ.Ö. 1200-1000 yılları arasında önemli bir yerleşim birimi olmakla birlikte, Lidya Devleti'nin başkenti olarak İ.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda gelişimini sağlamış ve önem kazanmıştır. Bu yönüyle kent, Efes ve Bergama gibi Eskiçağ Batı Anadolu uygarlığının klasik ve özgün örneklerinden birisidir.
Zengin bir tabii çevreye, maden ve taş yataklarına ve sonuç olarak zengin bir kültüre sahip olan kent, pekçok devletin dikkatini üzerine çekmiştir. Perslerin bölgeyi ele geçirme gayretinin, hem kentin bu zenginliklerinden hem de stratejik konumundan kaynaklandığı söylenebilir. İ.Ö. 7. yüzyılda kentin Kimmer saldırılarına uğradığı anlaşılmaktadır. Bu yüzyıl ve devamında Sardeis Lydia Devleti’nin başkenti konumundaydı. İ.Ö. 547/546’da Pers Kralı Cyrus, Lydia Kralı Croisos’u yenerek Lydia Devleti’ne son vermiş ve merkezleri olan Sardeis’i ele geçirmiştir. “Kral Yolu” adı verilen ve Persler döneminde inşa edilmiş olan ve fevkalade bir genişliğe sahip olduğu anlaşılan yol, Sardeis’ten başlayarak Susa’ya kadar ulaşmaktaydı. Bu yolun yapılma amacı, öncelikli olarak idari ve siyasiydi. Persler, devlet merkezlerinden uzakta, ele geçirdikleri yeni yerleri ve Akdeniz’i iyi bir şekilde kontrol altında ve güvende tutabilmek için bu tarihi yolu inşa etmişlerdir. Her türlü yeraltı ve yerüstü zenginliğine sahip olduğu anlaşılan Sardeis’in konumu dolayısıyla, yüzyıllar içerisinde bu yol ilk yapılış amacı dışında, ticaret ve ulaşım gibi farklı amaçlar için de kullanılmıştır.

Paranın ekonomik hayata girmesi, taş ve maden işçiliğinin, çömlekçiliğin, heykeltraşlığın, dokumacılık ve kumaş boyamacılığının gelişmesi, uzun mesafeli ticaretin düzenli bir şekilde sürdürülebilmesi Eskiçağ’da kentin belirgin özelliklerindendir. Böyle canlı bir ticari hayatın geliştiği, Eskiçağ dünyasının farklı yerlerinden tacirlerin ve değişik amaçlarla insanların gelip-gittiği bir kentin müzik, edebiyat, felsefe gibi alanlarda da gelişmesi şaşırtıcı değildir.

Kentin üretim alanlarından birisi çömlekçilikti. Önceleri İonialı kentlerle ilişkileri dolayısıyla çömlekler üzerinde geometrik ve protogeometrik şekiller yer alırken zamanla kentin çömlekçileri kendilerine özgü bezemeler geliştirdiler. Otlayan yaban keçileri, arslan, yaban domuzu ve çeşitli kuşlarla bezenmiş çömlekler belki de o dönemin dünyasında çevrede beğenilen çömlek modasını oluşturmuştu. Bundan başka, doğrudan doğruya ördek, domuz, kaplumbağa gibi farklı hayvan figürleri şeklinde imal edilmiş tabak, çanak ve vazolar da oldukça özgün bir zevk ve zenaatın eserleri olmalıdır. Bölgenin ünlü krem ve parfümlerini dış pazarlara ihraç etmek amacıyla üretilmiş olan ve lydion adı verilen vazocukların da Eskiçağ’da dünyanın pekçok yerine ulaştığı anlaşılmaktadır. Ancak bu özgün çömlekçilik sadece Lydia döneminde ve bölgesel pazarlarda yerini almış, dış piyasada rağbet görmeyerek devamlılık kazanamamıştır.


Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu