![]() |
|
![]() |
Dünyayı ayağa kaldıran buluş “dört bacaklılık geni”Türk bilim adamları uluslararası başarılara imza atmaya devam ediyor. Son olarak Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Üner Tan ve Bilkent Üniversitesi’nden Prof. Tayfun Özçelik’in el ve ayakları üzerinde yürüyen insanlarla ilgili yaptıkları genetik çalışmaları dünya bilim çevrelerini ayağa kaldırdı. Prof. Tan’ın “Üner Tan Sendromu” olarak ortaya koyduğu hastalığın genetik temellerini Prof. Özçelik ortaya koydu. Dört bacaklılık olarak da bilinen bu hastalık ve üzerinde yapılan genetik çalışmalar hakkında Prof. Dr. Tayfun Özçelik’le konuştuk. Özçelik, özellikle akraba evliliklerinin sık görüldüğü coğrafyalarda dört ayak üzerinde yürüme hastalığının görülme olasılığının yüksek olduğunu söyledi. Bu hastalıkla ilgili bulgular nelerdir? Üner Tan’ın yaklaşık üç yıl önce Üner Tan Sendromu olarak ortaya koyduğu bir genetik hastalık bu. Hastalığın çeşitli bulguları arasında önde geleni beyincik ve beyin gelişiminde önemli VLDLR genindeki bozukluk olarak karşımıza çıkıyor. Bunun sonucunda da klinik tablo VLDLR geni üzerindeki bozukluk zekâ geriliği, dört ayak üzerinde yürüme, konuşma bozukluğu olarak ortaya çıkıyor. Bu insanın dengesini bozan hastalıklar grubunun yeni tanımlanan bir yeni tanımlanan bir sendromu. Bunu belirlemek için kromozomallar üzerinde bir haritalama yaptık. Sonuçta hastalık görülmüş ailelerde farklı farklı kromozom bölgelerinin hastalıktan sorumlu olduğunu tespit ettik. Bu genetik heterojenite dediğimiz bir durum ve bu kromozom bölgelerinden bir tanesi -iki ailede gördük- düşük yoğunluklu lipoprotein reseptörü geninin doğuştan gelen homozigot mutasyonlarıdır. Bunlar hastalığın sebebi olabilecek nitelikteki mutasyonlardır. Böylece hastalıkla ilgili ilk genin yayımlanması gerçekleşti. Dört ayak üzerinde yürüme dünyada nerelerde görülüyor ve ilk nasıl ortaya çıktı? Dünyada şu anda pek çok yerde görülüyor. Brezilya, Arjantin, Irak, İran, Hindistan’da var. Türkiye’de batıda da doğuda da var. Bu hastalığın bir benzeri Hutteriteler’de görülür. Hutteriteler 1800’lü yıllarda Avusturya’dan Amerika’ya geçmiş bir gruptur. Onlarda da var bu bozukluk. Fakat onlardaki sırf düşük yoğunluklu Lipoprotein reseptörünü ilgilendirmiyor. 9. kromozomlarında büyük bir kayıp olduğu için komşu genleri de tahrip ediyor. Bu yüzden nörolojik tabloları Üner Tan Sendromuna çok benziyor yalnız dört ayak üzerinde yürüyecek kadar da bir fizyolojik fonksiyonları olmadığı için yatalaktırlar. Birden fazla genin kaybıyla birlikte giden bir durumdur bu. Tabi bu bize düşük yoğunluklu lipoproteinin reseptörünün izole bozukluğunun klinik tablosunun ne olduğu yönünde bir bilgi veremiyor. İlk defa bu şekilde ortaya çıkıyor. O genin insanda ne tür bir bozukluk yarattığının gözlemi de Üner Tan sendromu olarak ortaya çıkıyor. Klinik olarak tanı konulması neden önemli ve klinik incelemelerde neler yapıldı? Klinik tanı yapıldığı zaman insanlar arasında da tanısı artar. Bu çalışmada hastalık genlerinin aydınlatılmasına yönelik bir yaklaşım izlendi. Yaklaşık beş bine yakın genetik hastalık var. Bugün yaklaşık 1500-2000 kadarının nedenini biliyoruz. İnsanlarda dört ayak üzerinde yürümeyle kendini belli eden hastalığın da bir genetik temeli olduğu ispatlandı. Genetik temelinin bulunmuş olması başka bir hastalık grubu olduğu yönündeki en güçlü kanıttır. Klinik sınıflandırmada çeşitli bulgulara bakıldı. Mesela merkezi sinir sistemi mi bozulmuş, bir duyusal kapıp mı var, dengesel kayıp mı var? Duyusal kayıpsa hangi tür… Tüm bunların klinik verilerine dayanan bir inceleme sürecinden geçildi. Bir kendine has bir antite midir, değil midir? diye baktık. En son aşamada sınıflandırma, genom incelemelerine bağlı olarak yapılıyor. 5 yüz bin farklı genom noktasını tek bir reaksiyonla inceleyebiliyoruz. Bunun sonunda 7–8 GB’lık veri çıkıyor. Eskiden genleri gözümüzle incelerdik. Şimdi biyo-informatik denilen bir metot var ve buna sahibiz. Biyo-informatik süzgeçten geçirdiğimizde gördük ki ailemiz 9. kromozomda homozigot olarak tanıtılmış. Meşhur Hatay ailemizde 17. kromozom aynı şekilde. Genetik bir temeli olduğu ispatlandığına göre akraba evlilikleri bu hastalığı tetikler mi? Bu hastalıkların genlerini araştırılırken homozigotize haritalaması denilen bir teknik kullanılıyor. Burada yapılan şey, hasta bireylerin ortak olarak kalıtım yoluyla almış oldukları kromozom bölgelerinin incelenmesi. Akraba evlilikleri yüksek olan topluluklarda bu çekinik karakterli hastalıkların ortaya çıkma olasılığı yüksek oluyor. Türkiye de çekinik hastalıkların ortaya çıkmasında pek çok fenotipin gözlendiği bir bölge. Türkiye özgü değil tabi akraba evliliğinin yüksek olduğu her yerde görülüyor. Mesela bir tek gen bozuk diğeri normalse sadece taşıyıcı olunuyor. Akraba evliliğinde kendiyle birlikte eş de taşıyıcı ise çocuk için risk oluşturuyor. Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |