Dünyanın sırrını bulduk! “Sahra tozu”


Dünyada su savaşları çıkacak, küresel kıtlık yaşanacak… İnsanoğlunun geleceği tehlikede… gibi cümleleri son yıllarda sıkça duyuyoruz. Tehlike çanlarının sesi giderek daha yakından geliyor ve bütün dünyada biliminsanları bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için çalışıyorlar. Birçok ülke ekonomik kaynaklarının büyük bölümünü dünyanın geleceğini kurtaracak çözümü bulmak için yapılan çalışmalara ayırıyor. Bu konuda elde edilecek en ufak bir gelişmenin dünyaya hükmetmek anlamına geldiğini belirten bilim çevreleri önümüzdeki günlerde Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cemal Saydam’ın keşfini çok konuşacak gibi görünüyor. Çünkü Prof. Dr. Cemal Saydam “Dünyanın sırrı sahra tozunda” diyor.

Uzun yıllardır süren çalışmalarının sonucunda dünyanın hidrolojik döngüsünün altın anahtarına ulaştığını açıklayan Prof. Dr. Saydam, bereketli yağmurların kaynağının sahra tozu olduğunu ve bu yağmurların yapay olarak tohumlama yöntemiyle de yağdırılabileceğini söylüyor. Sahradan alınan toprağı bulutun içine belli ısı ve nem koşullarında serperek istediği yerde istediği zaman yağmur yağdırabileceğini ifade eden Saydam, “Ben Amazon ormanlarını istediğim her yerde yaparım” diyerek de iddiasının altına kalın bir çizgi çekiyor.

Prof. Dr. Saydam, tohumlama yöntemiyle bereketli yağmuru nasıl yağdıracağını, Amazon ormanlarını dünyanın her yerinde nasıl oluşturabileceğini, tarımda üretimi yüzde 11 oranında nasıl artırabileceğini, denizlerde balık popülasyonunu nasıl artıracağını ve sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın kaderini değiştirecek “sahra tozu” hakkındaki daha pek çok şeyi dergimiz Popüler Bilim’e anlattı.

Sahradan kalkan toz yağmuru nasıl etkiliyor?

Toprak sulanır, ekilir, biçilir ürün alırız… Alışığız bu tariflere. Peki, sulamazsak ne olur? Sulamazsak çatlar… Niye çatlar? Kil var içinde ondan çatlar? Sonuçta toprak çatladı ve un ufak oldu. Sonra ne oluyor? Toz kalkar, ya havaya ya suya karışır. Ben onun havaya karışanın peşindeyim. Suya karışınca bir şey olmadığını anladık… Havaya kalkınca da birtakım ihtimaller belirmeye başlıyor. Eninde sonunda o toprağın havadaki bulutla buluşma şansı var. Bulut neydi? Yerden kalkan damıtık suyun havadaki soğuk suyla karışıp buz haline gelmesi. İyi de sonuçta su değil mi? Su! İşte biz de suyu toprakladık… “Toprağı sularsınız ama suyu nasıl topraklayacaksınız?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Ha toprağı sulamışsın ha suya toprak atmışsın, aynı şey derler ama fark ediyor işte…

Bereketli yağmur nasıl oluşuyor?

Sahradan kalkıp gelen toz Türkiye üzerinde bulutla buluşuyor. Bulut buraya geldiğinde cemre de benim bulunduğum enlemde düşmüşse yani güneş enerjisi belli bir seviyenin üzerindeyse demir okzalat parçalanabiliyor. Güneş enerjisini kullanarak yapıyor bunu ve Fe +2 (Demir2) üretiyor. Fe+2 çok önemli bir şey. Bu kullanılabilir Demir’dir. Faydalı demirdir. Bunu bulutun içinde tozlarla beraber taşınan ve kuru halde binlerce sene yaşayabilen ve bulutun içerisindeki bir damla suya birleşince canlanıp okzalat üreten bakteri mantarların yardımıyla ve çöl tozlarının taşınımıyla üretebiliyorsunuz. Çöl tozları onun için önemli.

Doğal kaynaklarımızın etkilerini bilmeden Kyoto’yu imzalamamalıyız!

“Biz, dünyada Kyoto’da karbon salınımını önlemeye çalışırken siz, karbon açığa çıkarıyorsunuz” diyecekler. O yüzden bizim gibi ülkeler doğal kaynaklarının kendisine etkisini bilmeden karbondioksit azaltmaya kalkmamalı. Dünya bunu bilmiyor tabi… Öğrenecekler…

Sahra tozundan bereketli yağmur elde etmenin mekanizması kısaca şu: Toz sahradan kalkar, yerdeki demiri havaya kaldırır. Yere inebilir ya da kalkıp bulutun üzerine gelip yağmur yağdırabilir… Ama gece yağarsa etkisi yok. Gündüz var… Gündüz yağdığı yerde cemre düşmemişse gene yok… Düşmüşse var. Tabiatın takip ettiği yol çöl tozunun yağmurla cemrenin düştüğü yerlerde gündüz vakti yağması…

Tarımdaki etkileri nelerdir?

Dünyadaki hidrolojik döngünün anahtarı elimizde. Gelecek yüzyılda su petrolden daha değerli olacaksa bizim Doğu Anadolu’daki kar depolanmasına hükmetmemiz lazım. Ülkenin kaderini bu anahtarla değiştiririm. Benim, senin, senin çocuklarının kaderi değişiyor. O kadar da önemli. Suyun alternatifi yok. Alternatifi olmayan tek şey su… Bunları tabi ki sadece gözlemlerle yapmadım. Zamanında Doğu Anadolu’da ülkemin ilk tam otomatik kar rasat istasyonlarını çalıştırırım ve oradan elde ettiğim bulgular ile toz taşınım olaylarının üst üste çakıştığını gördüm. Asıl kar birikimi olan bahar mevsiminde karın çok daha fazla yağmasına etken olan öğeyi de buldum. Patent müracaatları da yaptık. Yani su birikimini istediğimiz gibi kontrol ederiz. Suyu depoladık diyelim. Peki ya kullanıma gelince ne yapacağız?
Suyu bitkiye verirken de tabiatın yaptığını taklit ettim. Saha denemeleri olarak da bereketli suyu Harran’da pamuk üzerinde denedim Urfa’da deneme sahasında pamuk üretimini yüzde 11 artırdım. Harran’a gelen su barajlardan geçtikten sonra geliyor. Bu sürecin ardından Harran’a gelen su sadece su olarak bitkiye veriliyor. Yaptığım şeyin ederi Türkiye’de sadece Harran’da pamukta 200 milyon dolar. Bununla sadece geniş tarlalarda ot, yonca yetiştirdiğinizi düşünün. O otla yonca ile de inek koyun besleyin. Ne oldu? Süt, et. En doğal sütü en doğal eti elde ettin. Sütü içtin eti yedin…

Mesela Karadeniz’de Hamsi Mayıstan Eylüle kadar senede on defa yumurtlar denir. Peki, neden her yere yumurtasını bırakmıyor da belli yere belli zamanda bırakıyor? İnceledim… Mayıstaki deniz suyu sıcaklık ortalaması ile Eylül’deki sıcaklık eşit değil. Yani tetikleyici deniz suyu sıcaklığı olamaz, eh tuzluluk ta aynı dolaşım sistemleri de. Ama aynı dönemde güneş ışığının bir eşik değerin üzerine çıktığını ve bu değerin altına indiğini tespit ettik. Yani cemrenin düşmesi ve kalkması gibi bir olgu. İşte burada Karadeniz’deki yağmurların ortak noktasını yakaladık. Yağmur yağınca ertesi gün Karadeniz’de alg patlıyor. Hamsinin yumurtası da sudan hafif, suyun üstünde yüzüyor. İster istemez ağzını açıp kapattıkça besleniyor. Hamsi, yağmurun yağacağını anladığı zaman oraya yumurtasını bırakıyor. Neden? Yavrusunu korumak için. Ve hamsi popülasyonu orada artıyor. Bunu anladıktan sonra “ben Karadeniz’de istediğim kadar hamsi üretirim” dersem yine de küçük düşünmüş olurum. Ben bunu küresel anlamda yaparım.

Sıtma yok edilebilir!

Ya da sivrisinek… O da neslini devam ettirmek için sulak yere yumurtasını bırakıyor. Yumurtasından larvası çıkıyor. Larvası sudan havaya bağlı ama kafası aşağıda. Suyla besleniyor. Suyun içindekiyle besleniyor. Aynı şey… Tatlı suya da yağmur yağıyor. O zaman demek ki yağmurun yağacağını hissederse gidiyor oraya yumurtasını bırakıyor. Ne oluyor? Orada alg büyüyor. Sonra yumurta açılıyor. Daha güzel besleniyor. Bunun deneyinde 250 yumurta koyduk. Sahralı su da 100 tane ürüyor, normal suda 40 tane. 60 tane fark atıyor. Bir de bunu sahrada çarptın mı al sana sıtma… DNA dizilimlerini biliyoruz artık. Bir tane sahralı suda bir tane normal su da gözlemleyeceksiniz. Sahralı sudaki anlayacak ki yağmur geliyor yumurtlamam lazım. Oradan kontrol edilerek bu olayı algıladığı noktada değişim gösteren gen protein dizinini kapatacaksın… Sıtmayı yok edeceksin!

Çöl tozlarının migren, alerji, astım gibi sağlık şikâyetlerini tetiklediği doğru mu?

Migren, migren, boğaz yanması, alerji, astım gibi sağlık şikâyetlerini artırıyor. İnternet sitemde çöl kökenli tozların geldiği günlerde kişilerin neler hissettiklerini sordum. Yurt genelinden gelen cevapların hepsi aynı anda migren, baş ağrısı, tansiyon oynamaları vb. şikâyetlerin arttığı idi. Gelen yanıtlarla gördük ki çöl tozlarının gökyüzünde savrulduğu günlerde bu şikâyetlerde artış yaşanıyor. Fareler ile deneyler yapıldı ve genetik bazda da işin nedenleri gösterildi. Daha da önemlisi ağrının nasıl engellenebileceği de gösterildi. Hem de dakikalar mertebesinde. Ne ilaç ne hap ne şurup… Bundan daha önemli bir sonuç olamaz. Ağrıyı çekenlere bir sorun bakalım. Alerji de astım da böyle. Bu günlerde havadaki karbondioksit oranı da artıyor. Yani solunum zorluğu çeken insanlar daha da azalan oranda oksijen bulabiliyor ve krize giriyor. Ama tıp dünyası astımlı hasta solunum zorluğu çektiği için kandaki karbondioksit miktarı artar zannediyor. Hâlbuki tam tersi havadaki karbondioksit miktarı doğal olarak arttığı ve vücutta karbonu daha çok almayı tercih ettiği için kriz başlıyor, bir gün öğreneceğiz ve bu hastaları da sadece temiz hava ortamlarına alarak iyileştireceğiz.


Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu