![]() |
|
![]() |
Yaşlanmanın Psikolojisi ve Yaşlı GözlerBizim kültürümüzde bir insanın gözünün açık mı kapalı mı “gittiğine” önem verilir. Bugünkü koşulları dikkate alırsak, gelecekte “yaşlı gözleri açık gidecek” milyonlarca yaşlı insan var. Yaş, takvimle kesin şekilde ölçebilir fakat 60 yaşındaki bir insanın kendisini yaşlı hissedip hissetmediği başka bir şeydir. Bu yüzden takvimsel ve psikolojik yaş arasında ayrım yapma gereği doğuyor. Bazen benden yaşlı insanların psikolojisinden söz etmem istenir. Oysa “yaşlının” psikolojisinden söz edebilmek için yaşlılığı bilmek gerekir. Gerontoloji, yaşlanma ve yaşlılık arasında ayırım yapar; yaşlanmak ömür boyu devam eden bir süreçtir, yaşlılık ise sosyokültürel bir tasarımdır. Yaşlılığın bazen 60, bazen 65 yaşında başladığını söylüyoruz ama bu sadece istatistiksel bir ölçüttür. Bu yaşlardaki insanların küçümsenemeyecek bir bölümü kendisini yaşlı hissetmiyor. Başkalarının bizde gördüğüyle, kendimizin kendimizde algıladığı kişi arasında belirgin farklılık bulunabilir. Bunu ben “ısı” ve “psikolojik yaşlanma” terimleri arasındaki benzerlikle açıklıyorum. Termometre ile “gerçek ısı” belirlenebilir ama “hissedilen ısı” ölçülen ısıyla aynı olmayabilir. Yaşlılık da buna benziyor. Yaşı, takvimle kesin şekilde ölçebilir şu ya da bu yaşta olduğumuzu söyleriz. Fakat 60 yaşındaki bir insanın kendisini yaşlı hissedip hissetmediği ayrı şeydir. Takvimsel ve psikolojik yaş arasında ayrım yapma gereği de buradan gelmektedir. Bu yüzden Gerontolojinin kollarından biri olan Gerontopsikoloji, “yaşlılığın” psikolojisini değil, aksine “yaşlanmanın” psikolojisini inceleyen bilim dalı olarak kendisini tanımlamaktadır. Yaşlanmanın psikolojisini hangi kaynaklara dayanarak açıklamaya çalışıyoruz? Üst kavram olarak psikolojik ve gerontolojik olmak üzere iki kaynaktan söz edebiliriz. Psikolojik kaynaklara örnek olarak Genel Psikoloji, Gelişim Psikolojisi, Klinik Psikoloji, Sosyal Psikoloji ya da Motivasyon Psikolojisi gösterilebilir. Gerontolojik kaynaklara tıp, biyoloji, sosyoloji, demografi, beslenme bilimi, hareket bilimi gibi örnekler verebiliriz. Bunların bilgilerini yaşlanma olgusuna uyarlayarak bir araya toparlayan bilim dalına da Gerontopsikoloji diyoruz. Yaşam süresinin uzaması “yaşlı” denilen kesimin çoğalmasına neden olmaktadır. Uzun bir yaşam şansını yakalayan insanların çoğalması ve bunun devam edeceği göz önüne alındığında, yaşlanmanın psikolojisiyle daha yakından ilgilenme gereği duyulmaktadır. Gerontopsikolojinin en önemli keşiflerinden biri, yaşlanma sürecinde insanın tüm birikimlerinin ve yeterliklerinin zorunlu olarak aynı ölçüde kayba uğramadıklarını ortaya koyan bulguları olmuştur. Tam tersine bireyler sahip oldukları birikimleri ve yeterlikleri, koşullara göre aktif şekilde devreye sokarak, kendi koydukları sübjektif hedeflere ulaşmaya çalışmaktadırlar. Hedefler ve bireylerin bunlara erişme tarzları farklı olsa da, hedeflere aynı yollardan erişilebilmektedir. Başka bir deyişle farklı tarzla yeriz ama hedef yoğurt yemektir ve buna aynı yollardan geçerek erişiriz. Yoğurdu hangi tarzla yerseniz yiyiniz, sonuçta ağzınızı, yemek borunuzu, midenizi vs. kullanmak zorundasınız. Yani Gerontopsikoloji, farklı yaşam dönemlerinde kendi açımızdan belirlediğimiz hedeflere nasıl ulaştığımızı da araştırmaktadır. Bu da yaşlanan insanın hedeflerini, yeterliklerini ve mevcut birikimleri kullanma olanaklarını ön plana çıkarmaktadır. Yaşlanmayı birikimlere yönelik bakış tarzıyla ele alırsak, bireylerin yaşlanmaya bağlı olarak birikimlerindeki değişimler, bireysel hedeflerine ulaşmak için devreye soktukları süreçler ve yaşlanmanın meydana geldiği tarihsel, kültürel ve sosyal koşullar hakkında bilgilere sahip olmak gerekir. Türklerin yaşlanma psikolojisi hakkında neler söylenebilir? Önce birikim kavramına açıklık getirmek gerekir. Birikim, yaşam ödevlerinin üstesinden gelmek, hedeflere ulaşmak ya da yaşamımızda ortaya çıkan kayıplara karşı devreye soktuğumuz tüm araçlar ve yeteneklerdir. Bu anlamıyla birikim ve sosyal yeterlikler, çatışmaların üstesinden gelme yetenekleri, sosyal ilişkiler ya da finansal araçlar olabilirler. Eskiden tıbbi perspektifin ağır bastığı gerontolojik araştırmalarda, yaşlanma sürecinde ortaya çıkan bedensel kayıplar ve yaşlılıkla bağdaştırılan daha sık hastalanma durumları (morbidite) ve ölümler (mortalite) ön plana çıkarılırdı. Gerontopsikolojide yaşlanma sürecindeki gelişim süreçleri bugün önem kazanmıştır. Türkiye’de yaşlanma kavramı altında (benim gördüğüm kadarıyla) hala “eski” düşünceler anlaşılmaktadır. 5000 yıldır bilinen şeyler ayakta tutulmaktadır. Yaşlandıkça bedenin güçsüzleştiğini, verimliliğin azaldığını, reaksiyon yeteneklerinin kayba uğradığını Eski Mısırlılar da biliyorlardı. İ.Ö. 2500 civarında Ptahothep şöyle söylüyordu: “Bir yaşlının sonu ne kadar büyük acılarla doludur! O, her geçen gün biraz daha güçsüzleşir… Kalbi artık huzur bulamaz, dudakları suskunlaşır ve artık hiç konuşmaz. Bilinci kaybolur ve dün neler olduğunu bugün hatırlamasına imkân yoktur…”. Bu çok eski görüşten hareket ederek ne yaşlanma olgusu ne de yaşlanmanın psikolojisi açıklanabilir. Çünkü yaşlandıkça ortaya çıktığı bilinen kayıpları önlemede başarı zaten sağlanamıyor. Sonucu baştan bilinen bir şeyin teorisinden de söz edilemeyeceği için Lehr (2003) “yaşlılığın kayıtsız şartsız kayıp teorisi” ifadesini kullanıyor. Demek ki Türk toplumunda yaşı ilerlemiş insanların çoğalmasından yola çıkarak, sosyal psikolojimizin uğrayacağı değişimlerden söz ederken dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle önyargılardan, örseleyici, damgalayıcı sonuçlara ulaşılmaması konusunda uyarıda bulunmak gerekiyor. Yaşlanmanın aktif bir süreç olduğu ve hem yaşlanmanın hem de yaşlılığın değişkenliğini dikkate alarak yorumlar getirmemiz gerekiyor. Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |