![]() |
|
![]() |
Tarihi Başlatan Kültürün Sahibi: Türkler…Türk kimliği pırıltılı bir prizmaya benzer. Madem ki Anadolu’da 40 bin yıldan beri ilk ahaliyi teşkil eden kişiler var. Acaba bunların genini tespit edebilmişler midir? Herhalde 40 bin yıllık bir halkın çok karakteristik bir geni olacaktır! Açıklanmasını rica ederiz. Biz evrensel uygarlıkların kökeninde olan bir millet olarak, kan dediğimizde, kanımıza geçmiş olan “evrensel uygarlıkların kökeninde olan kültürü ve bu kültürü seslendiren dili” anlayacağız. Türk Kimliği bir prizmaya benzer, pırıltılar içinde çok yüzlüdür. Bu prizmanın yüzeylerini sıralamağa en önemlisinden başlayalım. Tarihi başlatan kültürün sahibi olan halktır. Tarih yazıyla başlar. Bizi tarihten silmek isteyen Batılı, bu tarifi vermiştir. Yazıyı bulan Ön-Atlarımızdır. Öyleyse, bir başka kimlik tarifi daha ortaya çıkacaktır. Yazıyı bulmuş olan halktır. Yazıyı bulmuş olduğuna göre tarihte ilk kere okul açmış olan halktır. Okul ve yazı var olduğuna göre bunu akademik seviyeye yükseltmişler ve tarihte düzenli düşünce sistemini oluşturmuşlardır. Felsefî düşünceye varmış, gökyüzü ve yeryüzü sorunlarını çözmeye çalışmış ve Astro Fizik’e ilk adımı atmış olan halktır diyebiliriz. Türkler “ïb-is bolıq’ları”, yani üniversiteleri kurmuş olan halktır. Orada, “ïsız oyıbız qul” lar, rahipler, “buğun tur” larda yani “rahipler meclisleri”nde, Tanrı’dan geliş O’na dönüş konusunu tartışmışlar bu kavramları ‘gök kültü’, ‘güneş kültü’ ve ‘ateş kültü’ ile açıklamaya çalışmışlar sonuçta “Türk kimdir?” sorusunu sormuşlardır. Bu yüksek düşünceyle, sistem kurma ve organize olma nitelikleriyle, ilk siyasal kuruluşları gerçekleştirmiş, ilk kentleri kurmuş olan halktır. Demokrasi ve sanatın öncüsü Türklerdir Sorunlarını birlikte çözmek için, atalar ruhunu temsil eden “kurultayları” tarihte ilk kez organize eden, yine At-Ata’larının (başkan, lider, önder, imparator) seçilmesi fikrini seçim sistemiyle tarihte ilk kez gerçekleştirmiş ve bu şekilde, “demokrasi”ye ilk adımlarını atmış olan halktır. Ateş kültünün gereği “halkına iyi hizmet etmiş kişinin ateşe verilmesi” merasimleri ve bu merasimlerin “müzikli bir ziyafetle” sona ermesi, tiyatroyu ilk organize etmiş halk diye tanımlanması gene Türk Kimliği çerçevesine girer. Yazıyı taşa, duvara vuran, altı metre yüksekliğinde taşları yontarak onlardan dikilitaşlar oluşturan, ön-ata kişileri, bu büyük uygarlıkta ressam ve heykeltıraşların varlığını da ortaya koymaktadırlar. Bu şartlarda, Türk Kimliği için, uygarlığında Sanat’ın büyük yeri olan halktır, demek doğru olacaktır. Plâstik sanatlara, ateşe verme ziyafetinde, -büyük bir olasılıkla Yunan’a ait olduğu sanılan- “lir” adlı çalgı eşliğinde müzik yapıldığına göre müzik sanatını da katmak gerekecek. Karşımızda, bu büyük uygarlığı yaratmış büyük bir kitle vardır ve bu kitleyi oluşturan kişiler birbirlerine, bu büyük uygarlık ve bu uygarlığı dili olan Türkçe ile bağlıdırlar. Türk kitlesini, -ırkını demiyoruz- “Türkçe konuşan kitle” diye tarif etmişlerdir. Fakat o dilin doğduğu uygarlıktan söz etmemişlerdir. Bunun sonucunda da, kafalarda Türklerin değersiz bir kitle, bir sürü olduğu görüntüsü ortaya çıkmıştır. Türk, dış görünüşüne bakılırsa, ağır ve uyuşuk bir hâl arz eder. Fakat bir tehlike anında, içinde atalardan gelen binlerce yılın deneylerinin oluşturduğu kinetik, birikmiş enerjisi inanılmaz bir kudret olarak ortaya çıkar ve birbirlerine inanılmaz bir şekilde kenetlenirler ve harikalar yaratırlar. Bağımsızlık savaşı gibi… Yeter ki, inanılacak bir lider ortaya çıksın ve başa geçsin! Yeni bir tarif daha ortaya çıkmıştır: Tehlike anında kenetlenmesini bilen ve ölümü hiçe sayan halk! Bu niteliğe dikkatimi, Profesör Jean Paul Roux, çekmişti. Atasözleriyle ifade etmek istersek; “Türk, bıçak kemiğe dayanınca harekete geçer”, “Türk, kuru gürültüye pabuç bırakmaz. 1970’li yıllarda iki karşıt gurup arasındaki çatışma kitleyi -her gün ölü verilmiş olmasına karşın- iç isyana sürükleyememiştir. Örneğin, İspanya iç savaşı gibi bir savaşa asla sürüklenmemiştir. Çatışma, birkaç bin kişi arasında geçmiştir. 40 bin yıllık bir halkın çok karakteristik bir geni olacaktır! Çok kısa olarak gördüğümüzü bu çok yönlü uygarlığı DNA testleriyle tahrip etmek isteyenler Türkleri, kimliği bilinmeyen, tarihte geç ve tecrübesiz kalmış bir halk sayarak yola çıkmışlardır. DNA araştırmalarına, hele İTÜ’den, California’da Türkleri öğrenmeye çalışmış Timuçin Binder’in ileri sürdüğü fikirlere güven duymamıza imkân yoktur. Çünkü bu araştırmalar, istihbarat servislerinin güdümündedir; ABD’nin siyasi projelerine göre üretilmektedir. Türk geni yoktur diyenler Fransız, İngiliz, İtalyan genlerinden hele, bir Amerikan geninden söz edebilirler mi? Anadolu’ya gelelim. Mademki Anadolu’da 40 bin yıldan beri ilk ahaliyi teşkil eden kişiler var. Acaba bunların genini tespit edebilmişler midir? Herhalde 40 bin yıllık bir halkın çok karakteristik bir geni olacaktır! Açıklanmasını rica ederiz… Daha tarih öncesinde insanlar arasında kan karışımı başlamışken, binlerce ve binlerce yıl sonra, aynı gene sahip, bazı öbekler ya da adalar bulunabilir o kadar… Biz Türklere gelince önce şunu bilmeliyiz ki, DNA, kanın çeşitli kimyasal terkibini, bilim diliyle kromozomları tespit eder ve bunun okunmasını bilir. Ama Biz evrensel uygarlıkların kökeninde olan bir millet olarak, kan dediğimizde, kanımıza geçmiş olan “evrensel uygarlıkların kökeninde olan kültürü ve bu kültürü seslendiren dili” anlayacağız. Atatürk, “sahip olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” dediğinde, kanda mevcut olanın ön-Türk kültürü ve uygarlığı olduğunun günümüzde ortaya çıkmış olduğunu bileceğiz. Türk dili sınıflandırılırken onun İtalya’da Fransa’da Türkçe izleri var 41 lehçe 8 grup ve iki daldan oluştuğu gösterilir. (Ettore Rossi, le civilta dell’Oriente Casini, 1957, Roma) 41 lehçenin ait olduğu Türklerin her birinin ayrı adı vardır ve bunların içinde biz, Oğuz Türkleri kendimize Türk adını esas ad olarak almışız ama biz Oğuzlarız. Kazak, Kırgız, Çuvaş, Tatar vb… hepsi Türk kitlesini oluşturur ve hepsi Türkçe konuşurlar. Bu Türkçelerin aralarında ayırımlar gösterirler ki bu da coğrafî şartlar nedeniyledir. İtalya’ya yerleşmiş olan Etrüskler, Qamunlar, Fransa’ya yerleşmiş olan Oduq –Ël’ler, Mezopotamya’daki Sümerler -ki kendilerine Kenger dedikleri ortaya çıkmıştır- hepsinin dilleri Türkçe’dir ve onları bir Türk kitlesi haline getiren Ön-Türk uygarlığıdır. (Ünal Mutlu, Dünya Uygarlıklarında Türk Dili ve kenger Uygarlığı) Tüm kıtalara yayılmış olan Türklerin kanlarının kimyasal terkibinin aynı kalmasına imkân yoktur ama göçmen olarak -göçebe değil- gittikleri yeni topraklara, kanlarında en eski kültürün varlığını ispat eden dilleri, yazıları ve bu yazıların içeriği olan kavramları ile yerleşmişler ve daima “dip kültürü” oluşturmuşlardır. Doğal olarak bazı istisnalar vardır şöyle ki, ABD yönetimi, Kürtleri, Türklerden ayırmak ve onlara ayrı bir etnik kimlik verip Türkiye’yi parçalamak için, Van’ın Muratlı kasabasından aldıkları DNA örneklerini, İtalya’da -sanırım murlu kasabası- kendilerinin Etrüsk olduklarını iddia eden bir bölüm halkın DNA örneğiyle karşılaştırma stratejisi uygulamışlardı. Geçen yıllarda olan bu kıyaslamaya kadar Etrüsklerin Türk olmadığı, özellikle bizim tarihçilerimiz tarafından iddia ediliyordu ve de iki yıl önce her iki halkın DNA örneklerinin eş çıkmaları ile Kürtlerin Türk olmadığını ispat etmiş oldular. Böylece Doğu Anadolu’yu parçalamak yolunda DNA testiyle büyük bir adım atmış oldular. Olduklarını sandılar… Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |