 |
“Plazmonikler”
Işık, bilgi taşınması için mükemmel bir ortamdır…
Araştırmacılar, optik sinyallerin, ışığın kullanılması ile plazmon
olarak tanımlanan elektron yoğunluk dalgalarının üretilmesi sonucunda,
küçücük teller içerisinde sıkıştırabileceklerini keşfettiler.
Plazmonik devreler, bilgisayar yonga tasarımcılarının, bir yonga boyunca
büyük miktarda veri hareketini hızlı iç bağlantı sistemleri ile
yapabilmelerine yardımcı olabilir. Plazmonik devreler, mikroskopların
çözünürlüğünü, ışık saçan diyotların etkinliğini, kimyasal ve biyolojik
algılayıcıların duyarlılığını geliştirebilir.
Bazı biliminsanları, plazmonik malzemelerin, bir nesne civarındaki
elektromanyetik alanı değiştirebileceklerini hatta görünmez
yapabileceklerini kurgulamaktadır.
Gerçek bir görünmezlik perdesi, arkasındaki her şeyi saklayabilecek ve
görünür ışığın bütün frekanslarında çalışabilecektir. Bu tip bir cihazın
yaratılması çok zor gözükebilir ama bazı fizikçiler bunun mümkün olduğunu
düşünüyor.
Günümüzde optik fiberler tüm dünyaya yayılmıştır. Büyük miktardaki ses
iletişimi ve muazzam büyüklükteki çeşitli veriler, ışık sinyalleri ile
iletilmektedir. Bu devasa kapasite, bazı biliminsanlarının fotonik
cihazların -görünür ışık ve diğer elektromanyetik dalgaları yönlendirebilen
ve kullanabilen- bir gün mikroişlemcilerdeki elektronik devrelerin ve diğer
bilgisayar yongalarının yerine geçebileceği kehanetinde bulunmalarına neden
olmaktadır. Ne yazık ki, fotonik cihazların boyutu ve performansı, birbirine
çok yakın konumlanmış ışık dalgalarının girişimi sonucu, kırılma limiti ile
sınırlanmaktadır. Işığı taşıyan optik fiberlerin eni, malzeme içerisinde
taşınan ışığın dalga boyunun en az yarısı kadar olmak zorundadır. Yonga
bazlı optik sinyaller büyük olasılıkla yaklaşık 1500 nm (metrenin milyarda
biri) civarında yakın-kızıl ötesi bölgesinden dalga boyları kullanacaktır.
Bu bölgedeki ışığın minimum eni, hali hazırda kullanılan en küçük elektronik
devrelerden çok daha büyüktür. Şu an kullanılan silisyum (Si) entegre
devrelerindeki bazı transistorlar 100 nm`den daha küçük parçalara
sahiptirler.
Fakat şu anda biliminsanları optik sinyallerin, küçücük nano boyuttaki
yapılardan iletimi için yeni bir teknik üzerinde çalışmaktadırlar. 1980`li
yıllarda araştırmacılar deneysel olarak, ışık dalgalarının, bir metal ve
dielektrik (hava ya da cam gibi yalıtkan malzemeler) ara yüzeyine doğru
şartlar altında yönlendirilmesinin metal yüzeyindeki dalgalar ile hareketli
elektronlar arasında bir rezonans etkileşimine neden olduğunu
göstermişlerdir (iletken bir metalde, elektronlar, atom ya da moleküllere
kuvvetli olarak bağlı değillerdir). Bir başka ifadeyle, yüzeydeki
elektronların salımı ile metalin dışında bulunan elektromanyetik alandakiler
eşleşmektedir. Sonuç, yüzey plazmonların oluşması ve elektronların yoğunluk
dalgalarının, suya attığınız bir taşın, göl yüzeyinde dalgalar şeklinde
yayılması gibi ara yüzeyde ilerlemesine neden olmaktadır.
Son on yılda araştırmacılar, yaratıcı olarak tasarlanmış metal-dielektrik
ara yüzeylerinde dış ortamdaki elektromanyetik dalgalarla aynı frekansa
sahip fakat çok daha kısa dalga boylu yüzey plazmonların oluşturulabildiğini
bulmuşlardır. Bu ortamda plazmonlar, bilgiyi iç bağlantı olarak adlandırılan
nano yapılı teller üzerinden mikroişlemcinin bir bölümünden diğer bölümüne
taşıyabilmektedir. Plazmonik iç bağlantıları, yonga tasarımcılarına daha
küçük ve hızlı transistorların yapımı için büyük bir avantaj sağlayacaktır.
Yonga tasarımcıları, yonga üzerinden hızlı veri aktarımı şu an
gerçekleştirebilmektedir. Asıl güçlük, küçük elektronik devrelerin yapım
zorluğunun bulunmasıdır.
2000 yılında Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Atwater ve grubu, bu
alanda yapılacak araştırmaların tamamen yeni bir cihaz sınıfı ile
sonuçlanacağını hissederek, gelişme sürecinde olan bu disipline “plazmonik”
adını verdiler. Mikroskopların çözünürlüğünün geliştirilmesi, ışık saçan
diyotların etkinliğinin, kimyasal ve biyolojik algılayıcıların
hassasiyetlerinin artırılması, plazmonik bileşenlerin çok çeşitli cihazlarda
uygulanması ile mümkün olabilecektir. Bazı biliminsanları, tasarladıkları
küçük taneciklerin plazmon rezonans soğurma özelliklerini kullanarak
kanserli dokuların yok edilmesi gibi bazı tıbbi uygulamaları da
düşünmektedir. Ayrıca bazı biliminsanları, belli plazmonik malzemelerin, bir
nesnenin etrafındaki elektromanyetik alanı değiştirebileceğini, hatta bu
alanın görünmez olabileceğini düşünmektedirler. Fakat tüm olası
uygulamaların tamamının yapılabilir oldukları kanıtlanmasa da araştırmacılar
nano dünyanın gizeminin aydınlatılması için plazmonik alanında çalışmayı
yoğun bir şekilde yürütüyorlar.
Küçülen dalga boyları
Yüzyıllar boyunca, simyacı ve cam ustaları, boyalı pencere camı ve kadehleri
yaparken, farkında olmadan cama küçük metal parçacıkları ekleyerek plazmonik
etkilerin avantajlarından yararlanmışlardır. En çok dikkat çeken, şu an
İngiltere’de (British Museum) bulunan milattan sonra 4. yüzyıla ait Roma
kadehi, Lycurgus kupasıdır. Bunun nedeni, cam matrikste dağılmış metal
parçacıkların içerisinde bulunan elektronların plazmonik uyarımı ile kupa
bağıl olarak görünen ışık bölgesinin kısa dalga boylarını mavi ve yeşil
ışığı soğurmakta ve saçmaktadır. Yansıyan ışıktan bakıldığında, plazmonik
saçılma kupaya yeşilimsi bir renk vermektedir. Fakat beyaz bir ışık kaynağı
kupanın içerisine yerleştirildiğinde, cam uzun dalga boylarını geçirirken,
kısa dalga boylarını soğurduğu için kırmızı renkte görünmektedir (Resim 1).
Yüzey plazmonları ile ilgili araştırmalar 1980’li yılların başında,
kimyagerlerin bu olguyu Raman Spektrokopisi kullanarak, bir örnekten saçılan
lazer ışığının yansımasının gözlemesi ile moleküler titreşimlerden örneğin
yapısının belirlenmesini içeren çalışmalar sırasında başlamıştır. 1989
yılında Thomas Ebbesen, milyonlarca mikroskopik delik ile baskılanmış ince
bir altın filmi aydınlattığında, bir şekilde folyonun deliklerinin sayı ve
boyutuna göre, tahmin edilenden daha fazla ışığın yayıldığını buldu. Dokuz
yıl sonra Ebbesen ve arkadaşları, film üzerindeki yüzey plazmonun
elektromanyetik enerjinin iletimini şiddetlendirdiği yorumuna vardılar.
Plazmonik alanı, yeni metamalzemelerin -elektron salımının şaşırtan optik
özelliklere neden olan malzemeler- keşfi ile başka bir ilerleme
kaydetmiştir. Plazmonik alanında elde edilen başarılar araştırmacıların,
plazmonik etkiler ile yaratılmış karmaşık elektromanyetik alanların
simülasyonlarını doğru bir şekilde yapabilmelerini ve nano boyuttaki
yapıların yapımı için yeni yöntemlerin geliştirilmesi ile ultra küçük
plazmonik cihaz ve devrelerin yapımı ve denenmesi mümkün olmuştur.
İlk bakışta, metalik yapıların ışık sinyallerini yayması, metallerin yüksek
optik kayıpları nedeniyle pratik gözükmeyebilir. Elektromanyetik alan
içerisinde salınan elektronlar, çevredeki örgü atomları ile çarpışarak,
hızlı bir şekilde alanın enerjisini dağıtırlar. Fakat, plazmon kayıpları,
yığın metale göre ara yüzey ile ince metal film ve dielektrik arasında daha
azdır. Bunun nedeni, elektromanyetik alanda yalıtkan ortamda yayılırken,
serbest elektron olmadığından, enerji dağıtan çarpışmaların
gerçekleşmemesidir. Bu özellik doğal olarak plazmonları, metal yüzey ile
dilelektrik arasında hapseder. Bu nedenle, yüzey plazmonları, sadece ince
düzlemdeki ara yüzeyde yayılırlar.
Düzlemsel plazmonik yapıların, dalga kılavuzu olarak davranmalarından ve
elektromanyetik dalgalara metal-dielektrik sınırında kılavuzluk etmelerinden
dolayı, bir yonga üzerindeki sinyallerin yönlendirilmesinde yararlı
olabilirler. Bir optik sinyal metal içerisinde, cam gibi dielektrik
malzemelere göre, daha fazla kayıp verirken, bir plazmon ince film
içerisinde yok olmadan önce santimetrelerce yol alabilir. Yayılma uzunluğu,
eğer dalga kılavuzuna asimetrik mod uygulanırsa, metal filmden çevredeki
dielektrik ortama elektromanyetik enerjinin daha büyük bir kısmı
iletileceğinden, en yüksek seviyeye çıkartılabilir ve kayıp en aza
indirilir. Metal filmin yukarı ve aşağı yüzeylerindeki elektromanyetik
alanlar birbirleri ile etkileşeceğinden, plazmonların frekansları ve dalga
boyları filmin kalınlığı değiştirilerek ayarlanabilir. 1990`lı yıllarda,
Ottawa Üniversitesi’nden Pierre Berini ve Danimarka Aalborg
Üniversitesi’nden Sergey Bozhevolny’nin araştırma grupları, genellikle bütün
dielektrik cihazlar tarafından yapılabilen bazı fonksiyonları -kılavuz
dalgaların ayrılması gibi- gerçekleştirebilen düzlemsel plazmonik bileşenler
geliştirdiler. Bu yapılar, bir yonganın bir bölümünden diğer bölümüne veri
iletiminde kullanılabilirken, plazmonlara eşlik eden elektromanyetik
alanlar, işlemcinin nano boyutta olan iç kısımlarına sinyal iletimi için
hala çok büyüktüler.
Nano boyuttaki teller üzerinde yayılan plazmonların yaratılması için
araştırmacılar, sinyalin dalga boyunu dar bir alanda sıkıştıran çok karmaşık
dalga kılavuzu geometrileri geliştirmişlerdir. 1990’lı yılların sonunda,
Prof. Atwater ve Gratz Üniversitesinden Prof. Krenn (Avusturya) “alt
dalgaboyu” yüzey plazmon dalga kılavuzları üzerinde paralel çalışmalarda
bulunmuşlardır. Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Atwater ile
çalışan Stefan Maier, her biri 100 nm olan düzlemsel altın noktacık
zincirleri inşa etmiştir. 570 nm dalga boyundaki görünür ışık, bu
noktacıklarda rezonans salımını başlatmış ve zincirler boyunca ilerleyen
sadece 75 nm yüksekliğe sahip düzleştirilmiş yüzey plazmonları yaratılmasına
neden olmuştur. Prof Graz’ın grubu da benzer sonuçlara ulaşmış ve zincirler
boyunca yayılan plazmonların desenlerini görüntülemişlerdir. Bu nano
tellerin soğurma kayıpları göreceli olarak fazladır. Fakat sinyalin yok
olmadan önce, birkaç yüz nanometreden birkaç mikrometreye kadar iletimi
mümkün olmuştur. Bu nedenle, bu dalga kılavuzları sadece kısa mesafeli iç
bağlantıları için uygundur.
Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |