Türk Müziği’nin 12 Bin Yıllık Gizli Tarihi…


Komadaki hastalara Türk musikisi makamları dinletildiği zaman, beyinde alfa ve teta ritimlerinin arttığı, hastaların komada iken transa geçtikleri gözlendi. Transtan normal uykuya geçen ve daha sonra da bu uykudan uyanan hastalara ait gözlemler, müziğin çok derin seviyelere, inhibe edilmiş faktörlerin geri dönüşmesini sağlayabildiğini gösteriyor.

Azerbaycan Gobustan kayalıklarındaki dans eden insan figürlerinin ise, 12-14 bin yıllık olduğu söylenmekte. Bu bilgilerin ışığında müziğimizin en azından 12 bin yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkmakta.

Müzik, birbirleriyle ahenkli seslerin belirli bir ritm içinde art arda dizilmesi olarak tanımlanabilir. Doğada sesler ahenklidir ve müzik de tabiatın içindedir; rüzgarın esişi, kuşun ötüşü, suyun akışı, atın koşuşu gibi, tüm varlık alemi ile birlikte olan bir gerçektir.

Müziğin şuurlu hali insan ile ortaya çıkar. İnsan, kendisine lütfedilen meziyetlerle, sesleri uygun bir şekilde bir araya getirip bütünleştirir. Hafıza, semboller, tecrübe gibi pek çok fonksiyonu gerektiren konuşma, insanın fizik alemdeki olgunlaşmasının en önemli göstergelerinden birisidir. Bu sebeple müzik, konuşmadan önce ortaya çıkmıştır. Peki, Türk müziği ne kadar eskidir?
20. yy başlarında, Pazırık ve Başadar bölgelerinde (eski Türk yerleşim yerleri) kazı yapan Rus araştırmacılar Rudenko ve Griaznov, bugünkü “arpın” atası olarak bilinen “çeng” isimli bir enstrüman buldular. Tarih olarak da M.Ö. 1700 yıllarını gösterdiler. Yani günümüzden 3700 yıl öncesini... Alman Sinolog Prof. Wolfram Eberhart’ın ‘Çin Tarihi’ adlı eserine baktığımızda ise, MÖ 3000 yıllarında Çin kültürünün müzik, dans, tiyatro, hayvan terbiyesi ve seramik işçiliği başta olmak üzere pek çok konuda Türk kültüründen etkilendiğini yazdığına şahit oluyoruz. Günümüzden 5000 yıl önce…

Türk müziğinin 12 bin yıllık geçmişi var

Doğu Türkistan Hoten şehri yakınlarındaki Mülçe Irmağı kayalıklarında, dans eden insan figürleri var. Müziksiz ya da ritimsiz dans olamayacağına göre 6-8 bin yıllık bu figürler, müziğimizin köklerinin o devirlere de ulaştığını kanıtlıyor. Azerbaycan Gobustan kayalıklarındaki dans eden insan figürlerinin ise, 12-14 bin yıllık olduğu söylenmektedir. Bu bilgilerin ışığında müziğimizin en azından 12 bin yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bir de şu açıdan bakalım; atalarımız müziği yalnızca eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek için mi kullanmışlar? Tarihi bilgiler pek de öyle olmadığını söylüyor. Bugün jazz, blues ve pek çok folklorik müzik çeşidinde kullanılan pentatonik (beş sesli) skalaların Türk patentli olduğunu ve çıkış yerinin Güney Sibirya (Türk yerleşim bölgesi) olduğunu Macar araştırmacı Szisabolsky’nin çizdiği haritadan öğreniyoruz. Pentatonik müziğin insana geniş bir doğaçlama imkanı sağladığını ve özellikle jazz tarzında bu nedenle tercih edildiğini müzikle ilgilenenler biliyor olabilir. Ama dahası da var. Bugün dünyanın bir numaralı müzikterapi lobisi olan Londra Nordoff Robbins Müzikterapi Enstitüsü’nde, kendine güven ve kararlılık duygusu uyandırdığı için, otistik çocukların tedavisinde pentatonik müzik başarı ile kullanılıyor. Labaratuvar ölçümlerinde bu müziğin, beyinde alfa ve teta dalgalarını artırdığı, yani transı kolaylaştırdığı tespit ediliyor. Binlerce yıl önce bu müziği icra eden kam ve baksılar, trans halinde edindikleri bilgilerle, kabilelerinde -yalnızca- sanatçı değil, medyum, sosyolog, pedagog, psikolog, ruhiyatçı gibi sorumluluğu ağır rolleri de başarıyla taşımışlardır. Ayinlerinin en önemli unsurları da müzik ve danstır.

Şimdi de bundan 1000 yıl kadar önce, ismi güneş ülkesi anlamına gelen ve o zaman dünya tıbbının merkezi olarak bilinen Horasan’da(bugünkü Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın bir kısmı, Azerbaycan, İran ve Afganistan’ın bir kısmı) ve Uygur bölgelerinde ne olduğuna bakalım. O dönemde burada hakim ve hezarfen adı verilen büyük bilim ve sanat insanları yetişmiştir. Bu ismi almalarının sebebi, astrolojiden matematiğe, müzikten biyolojiye, resimden kimyaya pek çok konuda bilgi sahibi olmalarıdır. İbn-i Sina, Farabi, Ebubekir Razi gibi büyük insanların eserleri bu konuda en güzel kanıttır.

Bu ortamda doğan ve bir tam sesin dokuz komaya bölünmesi esasına dayanan yedili sisteme, makam müziği adı verilmiştir. Bu müziğin çok çarpıcı tedavi etkileri olduğunu da, yine o zamanın adı geçen büyük bilim ve sanat insanları, eserlerinde vurgulamışlardır. Mesela rast makamı için Farabi, “insana neşe ve huzur verir” derken, Şuuri de ulema(alimler) meclisinde dinlenmesinin uygun olduğunu bildirmiştir. Ona göre rast makamını dinlemek için en verimli zaman seher vaktidir. Haşim Bey ise mecmuasında, hangi makamın hangi organla ilgili olduğunu, çizimlerle göstermiştir.

Kökleri Orta Asya’da bulunan ve Anadolu’da gelişimini sürdüren müziğimizin bu özelliklerinin, günümüzün gelişmiş imkanlarıyla birlikte kullanımı ve incelemesi yoluna gidildi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi psikiyatri kliniğinde başlayan çalışmalar, Berlin’de, Urban Hastanesi’nde Dr. L. Gutjahr ve Prof. V. Mechleid ile devam etti, Alman denekler üzerinde yapılan EEG ölçümlerinde, beyinde beş ana duygunun kalıpları bulundu (açlık, saldırganlık, mutluluk, hüzün, anksiyete). Hazırlanan CD’ler bu denekler üzerinde denendiğinde geçmişten bugüne aktarılan bu bilgiler doğrulandı.

Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu