![]() |
|
![]() |
Gebelik öncesi genetik tanı, genetik hastalık riski olan aileler için uygulanmakta olan yeni bir tanı yöntemidir. Bu yöntem ile daha önce genetik hastalık taşıyan bir bebek doğurmuş ya da doğurma riski olan ailelerde bu riski, henüz gebelik oluşmadan ortadan kaldırmak amaçlanmaktadır. Günümüz toplumunda çocuk sahibi olamayan çiftlerin oranının yüzde 15’ler düzeyinde olması, infertiletinin (kısırlığın) yaygın bir sorun olduğu gerçeğini vurgulamaktadır. Buna karşın yardımcı üreme teknikleri (YÜT) bir başka ifadeyle tüp bebek uygulamaları, sadece çocuk sahibi olamayan çiftere tedavi olanakları sunmamaktadır. Aynı zamanda genetik hastalık belirleyebilen tekniklerle birlikte başlıca ileri yaş ya da genetik hastalık taşıyıcısı çiftlerin sağlıklı çocuk sahibi olmalarını mümkün kılmaktadır. Dünya genelinde tüp bebek uygulamaları sonucunda çocuk sahibi olma oranı, değişkenlik göstermekle birlikte her tüp bebek merkezi için beklenen oran yüzde 30-35 aralığındadır. Genetik, hormonal ve yaşa bağlı kadın ya da erkekten kaynaklanan faktörlerin yanı sıra laboratuvarda uygulanan işlemler ve laboratuvar ve klinik uzmanlarının tecrübeleri, gebe kalma oranını doğrudan etkilemektedir. Tüp bebek tedavisinde en önemli gelişme mikroenjeksiyon (ICSI) yönteminin bulunmuş olmasıdır. Mikroenjeksiyon ya da ICSI (yumurtanın içine sperm enjeksiyonu) işlemi, spermin (erkek üreme hücresi) bir pipet ile tutulup, kadının yumurtasının (sitoplazmasının) içine verilmesi işlemidir. Mikro kelimesi ise bu işlemin yalnızca mikroskop altında yapılabildiğini işaret eder. Gianpiero Palermo adlı biliminsanının geliştirdiği bu yöntem ile elde edilen gebelikten canlı doğum, 1992 yılında gerçekleşmiştir. O zamana kadar tüpleri kapalı olan kadınların tedavisine yönelik olarak kullanılmakta olan tüp bebek yöntemi, kısırlık sorunu ile yüz yüze olan erkekler için de tedavi imkanı sağlamaya başlamıştır. Ağır erkek kısırlığı vakalarında tüp bebek yöntemi ile tedavi mümkün olmaz iken; mikroskop altında yumurtanın içerisine spermin yerleştirilerek döllenmenin/birleşmenin (yumurtanın spermle birleşmesi) sağlanması, erkek kısırlığının da gerekirse tek bir spermle bile tedavi edilebileceğini göstermiştir. Bu aşamadan sonra erkek kısırlığı ile ilgili araştırmalar, ivme kazanmış ve menisinde sperm olmayan bir erkeğin testisinden/erbezinden cerrahi yolla sperm elde etme teknikleri geliştirilmiştir. Bu uygulamalar sırasında ağır erkek kısırlığına sebep olan genetik faktörlerin araştırılması gerekliliği ortaya çıkmış ve üreme genetiği alanında gelişmeler kaydedilmiştir. Daha iyi bir yöntem arayışı, biyoteknoloji alanında gelişmelerin hızlanmasına sebep olmuştur. Bazı biliminsanları embriyonun (cenin) laboratuvar ortamında gelişme ve büyümesini devam ettiren kültür sıvılarını geliştirmek konusunda araştırmalarını derinleştirirken, bazı biyomedikal firmalar da embriyoloji laboratuvarlarının başarısını arttıracak yeni cihaz ve sistemler geliştirmeye odaklanmışlardır. İnsan genom projesinin tamamlanması ile üreme genetiği alanında yeni ufuklar açılmıştır. Preimplantasyon genetik tanı (PGT) yöntemi ile birlikte tüp bebek tedavisi, tüp bebek ile elde edilen embriyolarda anneye verilmeden önce genetik tarama yapılmasına imkan sağlanmıştır. Genetik geçişli hastalıkların önlenmesi ve tedavisi için kullanılan tedavi yöntemi olarak modern tıp uygulamalarında yerini almıştır. Tüp bebek hizmeti pahalı bir tedavidir ve her çiftin bir ikinci şansı olmayabilir. Bu nedenle ilk tüp bebeğin doğumundan günümüze kadar geçen 28 yıllık sürede gebelik oranlarını her bilimsel yenilik, kısır çiftler için oldukça önemlidir. Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde... |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |