![]() |
|
![]() |
Yaklaşık 400 milyon yıl önce, Devoniyen’de denizde yaşayan bazı balık türleri evrim geçirerek denizden karaya çıkmaya başlamışlar, böylece kara üzerinde yaşam başlamış ve daha sonra giderek gelişmiştir. Bu evrede ortaya çıkmış olan Panderichthys bugün karada yaşayan tüm canlıların atası olarak kabul edilmektedir. Karbonifer’de Tetrapodlar (4 ayaklılar) gelişmiştir. Önce amfibiler, bunlardan da sürüngenler (reptiller) gelişmiştir. Amniotların (yumurtası kavkı ve koruyucu membran içeren canlılar) kavkılı yumurta ile çoğalmasıyla yumurtanın korunması ihtiyacı ortadan kalkmış, böylece de yaşam sulardan çok daha fazla besin içeren karalara taşınmıştır. Karaya göçen canlılar giderek büyümeye başlamış ve Dinozor benzeri dört ayaklılar yaygınlaşmıştır. Panderichthys Devoniyen sonunda (yaklaşık 370 milyon yıl önce) yaşamış, 90 ile 130 cm boyunda bir balıktır. Balıklar ile karada yaşayan tetrapodlar arasında geçiş oluşturan Panderichthys karada yaşayan tüm canlıların atası olarak kabul edilmektedir. Paleozoyik ile Mesozoyik sınırı (245 milyon yıl önce) canlılar tarihinde en fazla yokolmanın yaşandığı bir kriz dönemi olarak tanımlanır. Paleozoyik boyunca Dünya yüzünde yaşayan canlıların büyük kısmı bu dönemde yok olmuştur. Tetrapodların da yüzde 75’ten fazlası yokolmuş, ancak dinozorların gelişimine yol açacak olan bir kısmı ise yaşamlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Mesozoyik’in başlaması ile birlikte fauna ve florada belirgin bir değişiklik meydana gelmiştir. Adı Yunanca deino (müthiş ya da korkunç) ve sauros (kertenkele) kelimelerinden gelen dinozorlar da Mesozoyik boyunca gelişerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mesozoyik, yaşlıdan gence doğru Triyas (245-208 milyon yıl önce), Jura (208-145 milyon yıl önce) ve Kretase (145-65 milyon yıl önce) adı verilen üç döneme ayrılır. Diğer çok sayıda canlı gibi Dinozorlar da Kretase sonunda henüz kesin olarak bilinmeyen bir nedenle yok olmuşlar, böylece içerisinde bulunduğumuz jeolojik zaman olan Senozoyik başlamıştır. Triyas dönemi (günümüzden 245-208 milyon yıl öncesi arasındaki zaman) öncesinde Dünya’da tek bir büyük kıta vardı. Pangea adı ile bilinen bu kıta Triyas’ta ikiye bölünerek kuzeyi Lavrasya, güneyi ise Gondwana adı ile bilinen iki büyük kıtaya ayrıldı. Türkiye’nin İstanbul ile Kastamonu arasında kalan ve jeolojide Batı Pontidler olarak bilinen kesimi Anadolu’nun diğer kesimlerinden farklı olarak yaklaşık 100 milyon sene öncesine (Kretase) kadar Lavrasya’nın güney kenarında bulunuyordu. Bu dönemde Pangaea’nın ekvator üzerinde bulunması yüzünden iklim sıcak, çöller yaygın ve genişti. Çiçekli bitkiler henüz meydana gelmemişti. Dinozorlar gibi karada yaşayan diğer canlılar da büyük ölçüde bu kurak koşullara ayak uydurmuş olan türlerdi. Sadece fosillerinden tanıdığımız Dinozorların yaşam öyküsü daima ilgi çekmiştir. Bugün Dünya’nın çeşitli ülkelerinde Dinozor fosilleri müzelerde sergilenmekte, fosil bulunan yerler milli park olarak korunmakta ve çok sayıda kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Dünya’da ilk dinozor fosili 1824 te doğabilimci William Buckland tarafından bulunan bir Megalozondur. Bundan bir yıl sonra Gideon Mantell Iguanodon diş ve kemikleri bulmuştur. 1837 de Hermann von Meyer Almanya’da Triyas yaşlı Plateozorus; 1856 da Amerika’da Joseph Leidy Troodon; 1858 de Amerika’da Joseph Leidy Hadrozorus; 1861 de Hermann von Meyer Archaeopteriks; 1878 de Belçikalı madenciler 30’dan fazla tümü korunmuş Iguanodon fosillerini bulmuşlardır. Türkiye’de ise bugüne kadar Dinozor fosili bulunmamıştır. Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |