![]() |
|
![]() |
Toplumsal şiddet, Türkiye için gittikçe daha ciddi bir sorun olmaya başladı. Pek çok kanaldan beslenen bu sosyal felaketle mücadele etmek ne yazık ki her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Her gün gazetelerde çeşit çeşit şiddet haberleri okuyoruz. Fiziksel şiddet, sözel şiddet, duygusal şiddet, cinsel şiddet, ekonomik şiddet, aile içi (kadına-çocuğa yönelik) şiddet, toplumsal yaşamın kanıksanan bir olgusu haline geldi. Şiddet Nedir? İnsanın doğasında mevcut bastırılmış bir davranış biçimi olan şiddet sözcüklerde sert, katı davranış; azarlamada ve cezalandırmada aşırı gitme; inandırma ve anlaşmaya varma yerine kaba kuvvet kullanma şeklinde tanımlanıyor. Oxford English Dictionary’de “anlamın çarpıtılması” ve “tutkulu davranışlara ya da dile başvurma” da şiddet kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca insanın kendisine yönelttiği şiddet eylemi olacak “intihar” ve bunun medyada veriliş biçimi ayrı bir değerlendirme konusudur. Şiddet ülkemizde en çok Aile içi ve kadına yönelik şiddet olarak gün yüzüne çıkmaktadır. Aile İçi Şiddet Aile içi şiddet konusunda yapılan çeşitli uluslararası araştırmalar, kadınların yüzde 10 ila yüzde 50’sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri ya da sevgilileri tarafından fiziksel olarak örselendiğini göstermektedir. Ülkemiz verilerine göre de, her 3 kadından 1’i, yine yaşamlarının herhangi bir evresinde, fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Duygusal ve ekonomik örselemenin sınırları ise bulgular fiziksel şiddet kadar aşikar olmadığından ve konuya dair araştırma sayısı yetersizliğinden sağlıklı olarak tespit edilememektedir. Ancak, genel kanı o ki, her gün azımsanamayacak sayıda kadın şiddet döngüsünün tam da orta yerinde varolma savaşı vermektedir. Kadına Şiddet Kadın şiddeti seçer mi? Hayır. Mazohizm (acıdan zevk alma), şiddet davranışının yaygınlığının aksine, pek az insanın tabiatında yer alan bir ruhsal bozukluk işaretidir. Eşlerinden dayak yiyen, hakarete ve zorbaca davranışlara maruz kalan kadınların hiç biri böyle yaşamayı seçmemiştir. Şiddet ailesi incelendiğinde, aile birliğinin ilk dönemlerinde bu davranışların birden bire ortaya çıkmadığı görülür. Ancak, derin ruhsal bağlar kurulmaya başladıkça, şiddet tutumları da sergilenmeye başlar. Hatta, ilk şiddet atakları kadın için büyük sürpriz olduğundan sıklıkla af edilir. Yaşantılanan fiziksel ve duygusal incinmeler “geçici” olarak yorumlanır. Oysa, şiddet tutumları zaman içinde artış gösterir. Bu da şiddete uğrayan kadının duygusal bağlarının giderek zayıflamasına yol açar. Eşini terk ile daha büyük şiddete maruz kalmaktan korkan kadın, yıkıcı bir evlilik çıkmazına adeta teslim olur. Her şiddet atağının ardından gelen balayı dönemleri kadının gerçekdışı beklentilere kapılarak, mucizevi bir iyileşmeyi hayal ettiği evreler halini alır. Kadının bu hayale ihtiyacı vardır. Zira, içine düştüğü tuzağın ekonomik koşulları, sosyal destek alabileceği kurumların azlığı, çocuklarının akıbetinin bilinmezliği ve kendisini kuşatan zorlu geleneksel yapı Onu hayal ötesi bir limana sürükler. Sarıp kuşatan, yayılan, özgür yaşam alanını yok eden, yaşam serüvenini dehşet senaryoları haline çeviren, basit içgüdülerin erdem yoksunu ürünü şiddet, açıktır ki, sadece aile özelinin değil, insan olma duyarlığının bir gereği olarak tüm sosyal düzeneğin sorunudur. Medyada Şiddet Ankara Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, geçenlerde kamuoyuna duyuruldu. 50 yerli dizi üzerinde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre; Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde... |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |