![]() |
|
![]() |
“Kuş beyinleri” ile biz “zeki” insanlara öncülük ediyorlar. Dünyanın oluşum sürecinde geçirmiş olduğu jeolojik devirler ele alındığında, değişik çağlarda farklı canlıların ortaya çıktığı görülür. Sürüngenlerle yakın akrabalık ilişkileri nedeniyle kuşlarla sürüngenlerin bazı müşterek özelliklerinin bulunduğu bilindiğinden bu iki grubu soropsidler diye ele almak mümkündür. Kuşların ilk canlılar aleminde ortaya çıkışı Jura dönemine; yani bundan 200 milyon yıl öncesine rastlar. Bu dönemde yaşayan ve uçabilen; aynı zamanda da sürüngen özelliği olan ilkin kuş (Arcaeopteryx lithographica) bulunduğunda konuyla ilgilenen biliminsanları hayretlerini gizleyememiştir. Çünkü bu fosil olan ilkin kuş, günümüz güvercini büyüklüğünde ve dişli bir canlı olarak değerlendirilmiş ve hem sürüngen hem de kuş özelliği gösteren, bu iki grup arasında geçit formu olarak görülmüştür. Dişleri olan bu nedenle sürüngen ve ön üyelerinin uçmaya yönelik bir değişime uğraması ile de kuş özelliği taşıması nedeniyle, evrimsel açıdan oldukça önemli bir bulgu olmuş ve bu özelliği ile bu gün bile hala önemini koruyan bir fosildir. Uçma Yeteneği Kuşlara Biyolojide Özel Bir Yer veriyor Uçmak, uçabilmek ve kuşlar gibi olmak, insanı her zaman büyülemiştir. Bu, antik dönemden günümüze değin insanoğlunun düşlerine girmiş, kuşlar insanoğlunun yapamadığı bir özellik olan uçabilmeleri nedeniyle hayret uyandırmış ve insanın gıpta duyduğu bir mucize olarak değerlendirilmiştir. Uçabilmek, kuşları bir bölgeye habitata bağlı kılmıyor, onları sürekli hareket edebilen ve özgürlüğü simgeleyen canlılar olarak algılanmasına neden oluyordu. Bu gün de bu olgu geçerlidir. Kutupların buz çöllerinden, kum çöllerine, oradan tropik yağmur ormanlarına, oradan da ılıman kuşağın farklı yaşama alanlarına korkusuzca yayılmaları ve uyum göstermeleri kuşların bir başka özelliğidir. Uçma özellikleri nedeniyle sınır tanımaz olan ve bu nedenle vize almaya gerek duymadan çeşitli yaşama alanlarına girip çıkabilen kuşların büyüklükleri de farklıdır. Bugün yaşayan kuşlar içerisinde uçma yeteneği gelişmediği halde çok iyi koşabilen ve saatte en az 70 km sürat yapabilen deve kuşları 150 kg’a varan ağırlıkları ile en iri cüsseli kuş türüdür. Buna karşın dünyanın en küçük kuş türü olan ve çiçek nektarı ile beslenen minik arı kuşları, Calypte helenae,nın ağırlığı sadece 2 gr’dır. Ancak bunlar uçabilmektedir. Uçarken de kanatlarını saniyede 60-70 kez çırpabilmekte ve böylece bir rekora imza atarak beslenebilmektedir. Bu süratli kanat çırpma mekanizması sayesinde helikopterler gibi oldukları yerde durabilmekte ve çiçek nektarını emebilmektedir. Kuşların uçabilmelerini kolaylaştırmaya yönelik bir özelliği de sidik keselerinin olmayışıdır. Sidik keseleri olmadığı için küçük ve büyük abdestlerini birlikte yaparlar. Gübre değeri çok yüksek olan kuşların pisliği, özellikle süs bitkileri için gübre olarak tercih edilir. Okyanusdaki bazı adalar, Guana adı verilen, gübre değeri çok fazla ve oldukça kıymetli olan bu kuş pisliğine sahip olmak için yıllar süren savaşlar yapmışlardır. Bu savaşlar “guana savaşları” adını alır. Savaşlar, onların gübreyi birlikte pazarlamaya anlaşmaları ile son bulmuştur. Yine de bu martı pisliği ada ülkelerinin önemli geçim kaynağı olmaya devam etmektedir. Uçma yeteneği çok gelişmiş olan bazı kuş türlerinin günlerce açık denizlerin üzerindeki hava akımlarından yararlanarak uçtukları görülür. Bu bağlamda albatroslar üç metreyi aşan kanat açıklıkları ile günlerce havada kalabilmektedir. Aynı şekilde ısınarak yukarı çıkan havanın oluşturduğu bu akımlardan yararlanarak çok az bir enerji sarf ederek, saatlerce hava akımına kendisini bırakarak uçan kartal ve akbabalar bu özellikleri ile insana hayranlık uyandıran kuş türleridir. Belki de onların bu özelliği insanoğluna büyük Avacs uçaklarını yapma fikrini vermiş ve bu kuşlar insanoğluna yol gösterici olmuşlardır. Zaten insanoğlu öteden beri kuşların uçabilme yeteneğini kıskanmış ve onu taklit etmiştir. Bu bağlamda Leonordo do Vinci çizdiği kanat resimleri ile ün yapmış; ancak bunları takıp uçma cesaretini gösterememiştir. Ancak, bu cesareti ilk defa gösteren de bir Türk olan Hazerfan Ahmet Efendi’dir. Hazerfan, yaptığı kuş kanatlarını takarak, Galata kulesinden uygun hava koşullarından yararlanarak atlamış; ancak beklenildiği kadar başarılı olamamıştır. Yine de insanoğlunun ufkunda böyle bir ilhamın belirmesine vesile oldukları için kuşlara, ne denli teşekkür etsek azdır. O deneyler bu günkü uzay çağının başlangıcı olmuştur. Kuşlar uçabildikleri için yaşayabilecekleri en uygun ve optimal alanları seçmişlerdir. En uygun olan tür o bölgede kendi nişini oluşturmuş, uygun olmayana yaşama şansı tanımadığı için, onun o bölgeyi terk edip daha uygun yaşama alanları aramasına neden olmuştur. Uygun yaşama alanı bulan kuş türleri yayılış alanlarını sürekli genişletme eğilimi içinde olmuştur. Buna en güzel örnek 1683 Viyana kuşatması esnasında Türklerin birlikte Avrupa’ya getirdikleri Türk kumrusu, Streptopelia turtur, yaşama alanını her seferinde biraz daha genişletmiş ve bu gün Avrupa’nın en kuzey noktası olan İzlanda’ya ulaşmıştır. Türk’lerin ulaşabildiği her noktaya kumrunun da gelmesi öyküsü başlı başına bir inceleme konusu olabilir. Kumru bu ilerleyişini sürdürürken geçtiği ülkelerde vize sorunu ile karşılaşmadığı halde aynı bölgelere gitmek isteyen bir Türk’ün en az 10-15 vizeye gereksinimi olduğu, kumrunun imtiyazını ve Avrupa Birliğine kabul edildiğini bize gösterir. Uygun habitat, o tür tarafından oranın derhal işgal edilmesi anlamına gelir. Serçe girebildiği her köşeye yuva yapabilmekte ve yaşama alanı seçiminde müşkülpesent davranmamaktadır, oysa bazı türler, yaşama alanını; ancak beslenme olanağı bulursa işgal etmektedir. Bunun en iyi örneği çok sık ağaçlarla kaplı tropik ormanların besin sunumu açısından çok zengin olmasına rağmen yırtıcı kuşlar tarafından yeğlenmemesini verebiliriz. Sık ağaç örtüsü yırtıcıların buralara girmesine izin vermemektedir. Uzun kanatları ile sık ağaç örtülü bölgelerde avlanma şansı az olan yırtıcı kuşlar, daha çok açıklıklı alanları yeğler. Çünkü buralarda rahatça beslenme şansını elde ederler. Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde… |
| editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu | |