Futbolun Şifresi

Stad tanrıları” medyanın da katkısıyla modern çağın idollerine dönüşmektedirler.

Futbolseverlerin heyecanla bekledikleri dört yılda bir yapılan Dünya Kupası başladı. Kısmen şiddet içeren bir oyun olmasına rağmen, futbolun; insanlığın en büyük fenomenlerinden biri olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir. Bu fenomeni endüstriyel toplumlar, toplumları da kişilikler oluşturmaktadır. Her toplumun ve kişiliğin ise ayrı bir kültür ögesi olduğu da yadsınamaz bir gerçekliktir.

Kişilik bir ‘kültür’dür dediğimiz zaman, birçok kavramın ve olgunun iç içe geçtiği çok kapalı bir tanım yapmış oluruz. Oysa kültür değişkendir. Kültürün bir birikim ve eğitim süreci olduğu da bir gerçektir. Bu eğitim ve etkilenme farklı ülke kültürlerinin farklı bir ulusal kimlik yaratmalarına neden olmaktadır. Ulusal kimliğin, ulusal kültür ve ulusal kişilik ile anlamlandırıldığı bir sosyal yapının varoluş nedenini açıklamak ise oldukça karmaşık bir olgudur. Çünkü kültür sadece yazılı kültür anlamında ele alınamaz. Sözlü kültür içinde yaşayan toplum üyeleri de vardır.

Örneğin neden bizim toplumumuzda orijinal arabaların logo markalarını söküp de özlediği ya da hayâl ettiği bir logo markayı arabasına yapıştırmak vardır? Doğan görünümlü Şahin’e neden gereksinim duyulur? Bu hangi kültürün bir simgesidir? Yazılı kültürde böyle bir şey var mıdır? Bu soruların tek bir yanıtı vardır: ulusal kültür. Ama yeterli bir açıklama değildir. Çünkü ulusal kültürün içinde böyle davranmayan büyük bir çoğunluk da vardır.

Kültürel yapının spor üzerine etkisi daha ziyade iki yapısal özellikten kaynaklanır. Bunlardan birisi, değer yargıları, gelenek ve görenekler; diğeri de kültür değişmeleridir. Evrensel dil’in dışında, o ülkeye özgü kullanılan ulusal simgelerden söz edebiliriz. Örneğin futbolun evrensel bir içeriği olmasına rağmen, ülkemiz için evrensel dil’den uzaklaşan ve ulusal kimlik kullanan bir simge dili vardır. Seyircilerimiz, sporcularımız, yazarlarımız, hakemlerimiz ve spor yöneticilerimiz; evrensel dil’den uzak, ulusal bir dil kullanmaktadırlar. Yazılı kültür sahibi bireyler, sözlü kültür sahibi bireylerin davranış eylemlerini artık kabullenmektedirler. Bu kabulleniş tarzı, düşünce ve davranışta eylem birliği anlamında değil, onların eylemlerinin bu kültür içinde olağan kabul edilmeleri şeklindedir.

Farklı birey ve kültürdeki soyut kavramlardan biri, bireylerin çalışmak ve başarmaktan ne anladıklarıdır. Başarıdaki hedef nedir, neyin başarılması başarıdır, hangi davranış ya da eylem türü başarıdır ya da başarılmak istenen şey nedir sorularının farklı yanıtları; bireyler arasındaki farklılığın en belirgin özelliğidir.

Futbol bir ‘kült’, ve bir kültür biçiminin karakteristiği olma yolundadır. Politik ve ticari kaygılar ‘rekabet’i etkilemekte, ‘stad tanrıları’ medyanın da katkısıyla modern çağın idollerine dönüşmektedirler. Uluslararası arenada futbolun artık bir kültür ögesi olarak algılanmaya başlanması, kendi bağımsız kültürünü geliştirmeye başlamasındandır. Bir futbol maçında taraftarı olunan takımın yenilgisini kabullenme yetisi, bireylerin spor kültürünün olup olmamasına bağlıdır.

Futbolun kurumsal ilişkiler içinde olduğu nice yönetici ve medya üyesi, statüsünün gereği gibi değil de, takımının fedailiğini yaparcasına konuşmaktadırlar. Etkilenmesi çok kolay olan taraftarların, takımlarına aidiyet duygusundan hareketle, yöneticilerinin ve taraftar medya üyelerinin her sözüne inanmak gibi bir görevi vardır. Bu sözlerin doğruluğunu araştırmak ya da yanlışlamak şansı hiçbir zaman yoktur. Yönlendirendeki spor kültür eksikliğini ise taraftar zaten fark edememektedir.

Futbol kültürü doğal olarak gelişirken, genel kültür’den ayrı düşünülemez. Bireyin sahip olduğu genel kültürün bir yansımasıdır. Bireyin kendi ufkunun ötesinde erişilmez gibi görünen bu genel kültüre ulaşmak bazen çok zordur. Yönlendirendeki etki nedeniyle asıl kültürden sapıp da ideali ya da genel doğruyu bulabilmek, analitik bir düşünceye sahip bireylerin yapabilecekleri zor bir iştir. ‘Ölmeye ölmeye ölmeye geldik’ özdüşüncesini tirübünlerde kendi oluşturdukları notalarla söyleyen taraftarın, bu eylemini anlamak hiç de zor değildir. Sürekli gelişmekte olan kültürün bir eğitim işi olduğu kavrandığında, sürekli gerileyen ya da ilerleyemeyen bir alt kültür grubu oluşturmak için yapıntı kültür oluşturmaktaki ısrarlı davranışları sergileyen futbol yöneticilerinin ve medyasının olduğunu da yadsımamak gerekmektedir. Ülkemizdeki futbol yöneticisinin görevi; bilinçli futbol kitlesi oluşturmak değil, ‘umut dağıtmak’tır. Futbol medyasının görevi ise çok izlenip izlenmeme kaygısı ve tiraj’dır.

Yazının devamı Popüler Bilim Dergisi’nde…



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu