ŞİDDET VE EĞİTİM

Toplumu daha evrensel değerler etrafında dil, inanç ve yöresel farklılıkları göz ardı etmeden birlikte yaşamayı sağlayacak şekilde işlemek gerekir.

Son günlerde artan şiddet olayları hepimizi tedirgin etmeye başladı. Ne yazık ki şiddet olayları; yalnız okullarda değil, başta Güneydoğu olmak üzere ülkemizin her tarafında yaygınlaşmaya başladı. Neredeyse toplum olarak yaşanan olayları kanıksar olduk. İnsanların ruh hali bozuldu. Ancak beni en çok etkileyen ise bir öğrencinin bıçak ile boğazının kesilerek öldürülmesidir. Tabanca, bıçak ile yaralama, kafasına sert bir cisim ile vurarak öldürme olaylarının hepsini acı içinde gördük. Öldürmek bile hafif kaldı, büyük bir hınçla birinin boğazını kesebilmek… önüne gelene satır sallayabilmek… yıllarca aynı sıralarda oturduğu arkadaşlarını belki de bir hiç uğruna sıfırlayabilmek. Öğrencilerin mi psikolojisi bozuldu, yoksa bizlere bir şeyler mi oluyor. Çocuklarımız adam olsun, kızlarımız okuyup öğretmen olsun, hakim olsun diye gönderdiğimiz okullara bir şeyler oluyor. Bu topluma bir şeyler oluyor.

Toplumun Ruh Hali Bozuk mu?

Bugün okullarda sıkça gündeme gelen şiddet olayları, artan cinnet geçirmeler, polislerin intiharı, kredi kartları mağdurlarının çocuklarını öldürmeleri, her köşede artan mafya ve bunlara karışan her düzeyden bazı kolluk kuvvetleri, Güneydoğudaki olaylar, afiş asan, resim sergisi açan öğrencilere yapılan kitlesel saldırılar, trafikte insanların birbirlerine yol vermemesi, artan tahammülsüzlük toplumda tam bir paranoyaklık yarattı.

Geçenlerde NTV’de şiddet üzerine yapılan bir tartışmada Prof.Dr. Özcan Köknel nüfusumuzun yüzde 60 oranında ruh sağlığı sorunu bulunduğunu belirtiyordu. Bu rakamın ne anlama geldiğini herhalde söyleyen psikolog bilerek söyledi. Eğer trafikte kuralları ihlal eden kişiyi uyardığınızda arabasını durdurup, değnekle üzerinize saldırıyorsa, bakkalı eski tarihli yoğurdu niçin satıyor diye uyardığınızda “ne tarihi lan” diyorsa, öğretmen öğrenciyi dövüyorsa, baba oğlunu ve eşini dövüyorsa ve bunlar artık rutinleşmişse Sayın Köknel’in dediklerinin ileride nelere yol açacağını biraz daha düşünmek gerekir. Bütün bunların bir günlük bir olay olmadığı ve bir geçmişinin olduğu muhakkak. Uzun yıllar bu ülkede değişim adı altında bizlere empoze edilen ekonomik ve sosyal politikalar ve bunun savunucusu olan siyasi yapımız, bunların eğitim ve medya zinciriyle perçinlenmesi sonucunda bugüne gelinmiştir.

İnsanların sabrının bittiği, konuşurken yazarken kısa kestiği, TV ekranlarında zaplama yaparak ciddi anlamda bir filmi, haberi ya da belgeseli tam bitiremediği, sınavlarda şıkların dışına çıkamadığı yerde tam bir tükenmişlik ve sabırsızlık başlamıştır. Bu sabırsızlık; yolda işyerinde evde tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Kimse kimseyi en ufak bir davranışta konuşarak değil, şiddetle bastırmaya çalışmaktadır.

Son yıllarda iyice açılan gelir dağılımı dengesizliği, çalışarak karnını doyurmayan insanların yanında çalışmadan hesapsız para harcayan insanların görüntüleri, TV ekranlarında insanların bilinçsizce sarf etiği laila havalarının varlıksız insanlar üzerindeki etkileri yabana atılmamalıdır. Bilim sanat faaliyetleri, doğayı koruma, sosyal etkinlikler, gençlerin sorunlarına ve ülke sorunlarına yol yöntem aramak, gençler için değişik teşvik programlarını yaratmak hiç akla gelmiyor. Gençler bunlardan yoksun oldukları için doğal olarak güce göre hareket ederek alan kazanmaya çalışmaktadır. “Ne ekersen onu biçersin” diyesi geliyor insanın.

Güç Olma Talebi Şiddeti Besliyor mu?

Kendini gerçekleştirme olgusu normal yollardan sağlanamadığı zaman diğer yollarla sağlanmaktadır. Para ve silah bu gücün diğer önemli araçları olarak devreye girmektedir. Böylece kendi özgüvenini toplamakta ve kendisini hissettirmeye çalışmaktadır. Bugün okullardaki ve Güneydoğu Anadolu’daki olaylara biraz da bu gözlükle bakmak gerekir.

Para ve silaha sahip genç; diğerlerine göre üstünlük sağladığını düşünmektedir. Araba, güzel elbise, pastaneye gitme ve moda deyimi ile hava atmak. Buna erişemeyenler de saldırıya geçmektedir. Birkaç yıl önce İstanbul’da bir yılbaşı gecesi büyük bir grup otelde eğlenmeye gelenlere saldırdılar. Gösteri yaparak burada aşırı tüketim odluğunu belirtiyorlardı. Bu gençler çevreci ya da sol gençlik değildi, muhafazakâr gençlerin bunu dile getirmesi gözden kaçmamış olsa gerek. Bugün bu olayların yaşandığı okullara bakarsanız güç kullanma olgusunun altındaki psikoloji rahatlıkla ortaya çıkmaktadır.

Dilimizi Düzeltelim

Çin’de huzursuzluk çıkınca halk filozof Konfüçyüs’e başvurur, Konfüçyüs “dilinizi değiştirin der,” anlamazlar. İnsanlar yeniden başvurur, aynı cevabı alırlar ve böylece Çin dilinin sadeleşmesi ve insanların birbirini anlaması gerektiğini ortaya koymuşlardır. Ülkemizde bugün yaşanan ve neredeyse her tarafı gergin, kimsenin kimseyi taşıyamadığı, öğrencilerin birbirinin gırtlağını kestiği, tabancaların kullanıldığı ortamın alt yapısına bakıldığında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Ders veren arkadaşların dikkatinden kaçmamıştır, son yıllarda öğrencilerde bir dil kirliliği görülmektedir. Yazıları kısa yazmak, cümleleri tam bitirmemek gibi. Sokakta yanınızdan geçen insanlara bakın, başta gençler olmak üzere küfürlü konuşmalar, jargonlar, tüm bunlar ciddi iletişimsizlik örnekleridir. Yetkililerin düzgün cümle kullanmamaları, karşısındaki vatandaşı dinlememeleri, onları küçük görmeleri, toplumda dil-iletişim sorununun önemini ortaya koymaktadır.

Eğitim Sistemimizin Hedefi, Vizyonu ve Misyonu Var mı?

Ülkenin ciddi bir eğitim amacının olmadığı, varsa da kâğıt üzerinde kalarak öteye gitmediği bugünkü sonucu ile ortadadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde bulunan eğitim maalesef bugün hızla özelleştirilerek parası olanın özel okullar, kurslar, vakıf üniversitesi ve yurtdışına çocuğunu göndererek eğitimlerini tamamlamaya çalıştıkları yine hepimizin bilgisi dâhilindedir.

Hedefi, vizyonu ve misyonu olmayan Türk eğitim sisteminin bir sonucu olarak bugün eğitim sisteminin iyi işlemediği ortaya çıkmış bulunuyor.



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu