CIVA ZEHİRLENMESİNE DİKKAT!..

Cıvanın insan sağlığına etkisi çok şiddetli olabileceği gibi, çok sinsi ve uzun sürede ortaya çıkan bir etki şeklinde de olabilir. Bazı durumlarda ise hiçbir etkisi olmayabilir. Cıva temel olarak sinir sistemine etki eder. Sinirlilik, hafıza kaybı, uykusuzluk ve depresyon şeklinde nörolojik semptomlara yol açar. Alzheimer hastalığı oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Ayrıca Parkinson ve MS konusunda da araştırmalar devam etmektedir.

Cıva Nedir?

Cıva, hava, su ve toprakta bulunabilen bir elementtir ve bu ortamlarda birkaç şekilde bulunur: elementel cıva, inorganik ve organik cıva bileşikleri. Elementel ya da metalik cıva parlak, gümüş beyazı bir metaldir ve oda sıcaklığında sıvıdır. Özgül ağırlığı 13,6 gr/cm3, atom numarası 80, atom ağırlığı 200,61 olan bir metaldir. Cıva yalnız ısıtıldığında değil, oda sıcaklığında da buharlaşır. Cıva buharları zehirlidir. Cıvanın en önemli minerali sinoberdir (HgS). İnorganik cıva bileşikleri yani cıva tuzları genel olarak beyaz toz ya da kristal halde bulunur. Sadece cıva sülfür bileşiği kırmızı renklidir. Cıvanın ergime noktası -38.8 oC, kaynama noktası 356.58 oC’dir. Isı iletkenliği kötü olmasına rağmen elektrik iletkenliği oldukça iyidir. Cıva, diğer metallerle kolayca alaşım yapar. Bu alaşımlara amalgam adı verilir. Elektrik deşarjı altında cıva, neon, argon, kripton, ksenon gibi soy gazlarla birleşir. Cıva elementinin kendisi ve bileşikleri çok zehirlidir.

Cıva Nerede Kullanılır?

Elementel cıva, termometre, barometre, vakum tulumbaları, cıva buharlı ve fluoresan lambalar ve redresörlerde kullanılır. Ayrıca aynaların sırlanmasında, altın ve gümüş üretiminde, tıpta tedavi maddesi olarak cıvadan faydalanılır. Cıva ayrıca, bazı elektrik devre anahtarlarında kullanılır. Altın üretiminde, altın ile amalgam oluşturmak suretiyle altının kazanılmasında da kullanılır. Cıva pestisitlerde, pigment üretiminde, pillerde, diş dolgularında katalizör üretiminde ve aşılarda kullanılır. İnorganik ve organik (Fenilcıva ve etilcıva) bileşikleri fungisitlerde, antiseptiklerde ya da dezenfektanlarda kullanılır. Bazı deri kremlerinde ve eczacılıkta da cıva bileşikleri kullanılmaktadır.

Cıva saçıldığı malzeme yüzeyi üzerinde kuvvetle bağlanır ve oda sıcaklığında yavaş yavaş görünmeyen, kokusuz ve zehirli bir buhar halinde ortam atmosferine karışır. Elementel cıvanın çok az miktarı (birkaç damlası) bile havalandırılmayan bir odada ciddi miktarlarda zehirli bir atmosfer oluşturur. Cıva buharlarının solunması son derece tehlikelidir. Cıva döküldüğünde çok küçük zerrecikler halinde dağılır. Bunların toplanması ve dökülen zeminin mutlaka temizlenmesi gerekir. Bu amaçla cıvanın dağıldığı zemin, kükürt tozu serpilerek dikkatlice silinmelidir.

İnsan ve Diğer Canlılar Cıvaya Nasıl Maruz Kalırlar?

Cıva doğada mevcut olan bir elementtir. Ancak yer kabuğunda dağılmış vaziyettedir. İnsan faaliyetleri sonucunda cıva atmosfer, göl ve akarsu ekosistemlerinin bazı kısımlarında yoğunlaşmaktadır. İnsan ve hayvanlar bu ekosistemlerde yaşayan canlılarla beslendikleri takdirde cıva zehirlenmesine maruz kalabilirler. İnsanlar cıvayı; yiyeceklerden, çevresel ve endüstriyel maruz kalmalardan ve amalgam restorasyonlardan alırlar .

Bazı mikroorganizmalar cıvayı daha toksik bir form olan metilcıvaya dönüştürür. Bu bileşik, çevrede en çok karşılaşılan organik cıva bileşiğidir ve besin zincirinde birikir. İnsanların birinci derecede cıvaya maruz kaldıkları besin maddesi metilcıva içeren balık etidir. Cıva primer olarak balıkta ve diğer deniz ürünlerinde metilcıva iyonu, CH3Hg++, şeklinde bulunur. Atmosferdeki cıva, yağmur ya da kar vasıtasıyla yeryüzüne iner ve dünya yüzeyinde birikir. Yağışla birlikte yer yüzeyine inen cıva, toprak ya da sedimentlerde yaşayan bazı mikroorganizmalar vasıtasıyla çok toksik bir bileşik olan metilcıvaya dönüştürülür. Küçük organizmalar beslenirken bu zehirli cıva bileşiğini bünyelerine alırlar. Metilcıva, bu organizmalarla beslenen besin zincirindeki daha üst organizmaların bünyelerinde birikir. Bu olaya bioaccumulation denilmektedir. Birikme işlemi sürekli olarak besin zincirindeki daha üst organizmaların bünyelerine geçmeye ve birikmeye devam eder. Mesela besin zincirinin daha üst kademesinde bulunan köpek balığı ve kılıç balığı bünyesinde, daha altta yer alan diğer balıklara göre çok daha fazla oranda metilcıva birikir. Amalgam restorasyonlarında solunan havada cıva elementel cıva (Hgo) şeklindedir ve akciğerlerden absorbe olarak kana karışır.

Cıva İnsan Sağlığına Nasıl Etki Eder?

Doğmamış bebeklerin ve küçük çocukların kanlarındaki yüksek seviyede cıva, gelişmekte olan sinir sistemlerine zarar verir. Hemen hemen herkes, çevreye dağılmış bulunan cıva nedeniyle, dokularında eser miktarda cıva taşır. Cıvaya maruz kalan insanın zarar görüp görmeyeceği birçok faktöre bağlıdır:

• Cıvanın Kimyasal Formu [elementel (metalik), inorganik ya da organik bileşikler],
• Doz,
• Maruz kalma süresi,
• Maruz kalma şekli (yeme, soluma, enjeksiyon, dokunma),
• İnsanın kişisel özellikleri (yaş, sağlık).

Metilcıva vücuttan tabii olarak bir miktar atılabilir. Ancak önemli ölçüde bir azalma sağlanabilmesi için aylar, hatta yıllar gerekebilir. Yukarıdaki faktörlere bağlı olarak, cıvanın insan sağlığına etkisi çok şiddetli olabileceği gibi, çok sinsi ve uzun sürede ortaya çıkan bir etki şeklinde de olabilir. Bazı durumlarda ise hiçbir etkisi olmayabilir. Cıva temel olarak sinir sistemine etki eder. Sinirlilik, hafıza kaybı, uykusuzluk ve depresyon şeklinde nörolojik semptomlara yol açar. Özellikle, cenin, bebek ve çocukların gelişmekte olan sinir sistemleri metilcıvadan çok etkilenir. Besinlerle günde 5-20µg cıva alındığı tahmin edilmektedir.

Buhar halindeki metalik cıva, rahatlıkla hava pasajlarından geçerek mukozalara girmek suretiyle kana geçebilmekte ve hızla organizmanın tüm doku ve organlarında dağılıma uğramaktadır. Elementel cıva, solunum yolu ile absorbe olur. Cıva buharları, monoatomik yapıda (Hg) olduğu ve lipidde çözündüğü için organizmada depolanabilir. Elementel cıva gastrointestinal sistem ve mukoz membranlardan kolayca absorbe olur. Kanda Hgo (elementel cıva) şeklindeki cıva kan-beyin bariyerini geçebilmektedir. Hücresel absorbsiyon sonrası Hgo hızlı olarak iyonlara okside olur (Hg2+). Organik cıva bileşikleri de bir miktar Hg2+ ye oksitlenir. Bu iyonlar vücutta cıva bileşiklerini meydana getirirler. Bu absorbe edilen cıva oksidasyon işlemleri ile idrarla dışarı atılır. Cıvanın dağılımı kimyasal şekline, bir dereceye kadar da giriş yoluna bağlıdır. İnorganik cıva beyin, karaciğer ve böbreklerde depolanır. En çok böbreklere affinite gösteren cıva bileşikleri başlıca bu organda toplanırlar.

Deri yoluyla, çözünen ve çözünmeyen cıva tuzlarının absorbsiyon hızları aynıdır.

...



 
  editör'den / bu sayıda / bayiler / eski sayılar / adres / kapak konusu