![]() |
|
![]() |
Dünya’yı Küresel ve Bölgesel Çevre Sorunlarından Korumalıyız
Türkiye ekilebilir toprağını, yani derisini, yanlış sulama teknikleri nedeniyle yitirmektedir. Birleşmiş Milletlerin öncülüğünde 1972 yılında Stockholm’de toplanan ilk çevre doruğundan bu yana geçen süreyi irdeleyecek olursak, bu süreçte Amerika Birleşik Devletlerine çok önemli görevler düştüğünü görürüz. İlk doruk döneminde ABD, Apollo uydu aracının çektiği resimlerle Mavi Gezegen Dünyanın bir ekosistem bütünü olduğunu ve korunmasının insanlığın görevi olduğu özdeyişini yaygınlaştırmış ve “Tek Bir Dünya Var” felsefesini işleyerek, bunu Stockholm Toplantısının temel söz deyişi (=sloganı) haline getirmişti. Bu tutumu sonucunda da 5 Haziran günlerinin çevre günleri olarak kutlanmasına öncülük etmişti. Bugün geldiğimiz noktada, küresel iklim değişimlerinin sorumlusu olarak ABD’nin algılandığı bir sonuçla karşı kaşıya bulunuyoruz. Çünkü ABD Japonya’nın Kyoto ve Fas’ın Marakeş kentlerinde yapılan Dünya İklim Konferanslarında ve 2002 Johannesburg Dünya Çevre Doruğunda, CO2 üretimini azaltmak için yapılan tüm uyarılara karşın, imzalayıp taraf olmaktan eski deyimle imtina (çekinmek) etmiştir. Bu durumun kendi kamuoyu tarafından sorgulanmaması ya da yeterince sorgulanmaması bize son derece ilginç bir paradoks olarak gelmektedir. Stockholm’de dünya kamuoylarını harekete geçirip doğayı korumak için öncülük eden ABD kamuoyu, bugün durumu neden görmezden geliyor ve kendisini yönetenleri zorlamıyor? ABD kamuoyunun seçtiği yönetimler, çevre sorunlarının daha da katmerlenip artmasına, insanlığı ve dünyayı tehdit eder boyutlara ulaşmasına karşın, “İklim Antlaşmalarını”, çıkarı öyle gerektiği için, bugüne kadar imzalamamıştır. Oysa iklim değişmeleri, ,çölleşme, sucul yaşam alanlarının geniş ölçekli kirlenmesi, hava ve toprak kirlenmesi, orman ve doğal koruma alanlarının yok edilmesi ve bunların sonucu olarak canlı türlerinin soylarının tükenmesi gibi önemli çevre sorunlarının temelinde C02 üretiminin artışı yatmaktadır. Bilinen ve görünen o ki ABD’nin onaylayıp taraf olmadığı antlaşmaların işleme şansı bulunmuyor. Bugün yerkürede altı milyar insan yaşıyor. Dünyamızın yapısını en çok, yoğun C02 üretimi olumsuz etkilemekte. Dünyada kişi başına üretilen C02 miktarı, yıllık 2.3 tondur. Ancak yılda bir Amerikalı 20, bir Alman 12 ve bir Japon 9 ton C02 üretir. Buna göre her Amerikalı yıllık bir Çinlinin ürettiğinin on, bir Hintlinin ise 25 mislini üretip doğaya salmaktadır. Yine yerkürede yaşayan her bireyin bir Amerikalı kadar C02 emisyonuna neden olduğunu varsayarsak, mevcudun yanında 9 adet daha yerkürenin olması gerekirdi. Bir dünya olduğuna göre, başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerin (G7’ler ve Rusya) çevre krizine yol açmamaları için C02 üretimlerini hemen azaltmalarından başka çıkar yol yoktur.
Koruma Altındaki Doğal AlanlarOrmanlar ve doğal alanlar CO2’yi işleyen ekosistemlerdir. Bu alanların korunması herkesin en önemli görevidir. Küresel ve yerel bir çevre krizi yaşanmak istenmiyorsa, doğal alanlarla ilgili karar alan politikacıların ve endüstri devlerinin son derece dikkatli olması gerekir. CO2 üretiminin kontrol altına alınamaması ve buna bağlı olarak çevre krizine yol açılması, insanlığın sonunu hazırlayacak çıkar odaklı davranış biçimlerinin yaygınlaşması anlamını taşır. Gerçi küresel ve yöresel çevre bozulmalarına olanak veren politik kararlara, toplum katmanlarının önemli bir bölümü karşı çıkmaktadır, ancak bunun başarı oranı çok düşüktür. Ne yazık ki çevre tahribatından, Türkiye de nasibini çeşitli biçimlerde almaktadır. Sağlıklı bir çevrede yaşamın gerçekleşmesinin, anayasal bir zorunluluk olduğu ülkemizde, doğal varlıkların korunmasının gereğince yapıldığı söylenemez. Avrupalı olmayı yaşam felsefesi olarak algılayan Türk insanı, yeterince doğal koruma alanı sağlayamamış ve 77.7 milyon hektar olan yüzölçümünün ancak yüzde 1-2’sini koruma altına alabilmiştir. Oysa gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 7-10 arasında değişmektedir. Avrupa Birliği ülkelerindeki ortalama oran yüzde 7’dir. Yani Avrupa ülkeleri bizden çok daha fazla koruma alanı ihdas etmişler ve gelecek kuşakların sorumluluğunu şimdiden üstlenmişlerdir.
|