 |
Doğaya
Farklı Bir Bakış:
Fraktal
Geometri
Tam küre şeklinde bir elma ya da
bulut, tam koni şeklinde bir dağ, gövdesi silindir şeklinde bir ağaç, bir
hat boyunca ilerleyen yıldırım ya da tepsi gibi düz bir ova hiçbir zaman
olmadı. Doğayı anlayabilmek için yeni bir geometriye ihtiyaç var...
Matematiğin önemli bir kolu olarak Geometri, insanoğlunun doğayı nasıl
algıladığı ile yakından ilişkilidir. Algılama biçimleri geliştikçe, daha
ileri geometrik yaklaşımlar ortaya konmuştur. Bir mağara duvarına çizilen
resimler bile belli bir Geometrik yaklaşımı yansıtmaktadır. Diğer bir
deyişle mağara duvarına resim yapan kişi, örneğin bir boğayı en azından
belli bir oranda küçülterek çizmesi gerektiğini bilmektedir.
Yerleşik hayata geçilmesiyle geometrinin önemi ve geometriye duyulan
gereksinim daha da artmıştır. Tarihte Mısırlılar ve Babilliler geometriye
önemli katkılar yapmışlardır. Eski Mısır’da Nil Nehri’nde meydana gelen
periyodik taşkınlar tarla sınırlarını ortadan kaldırıyordu. Durum normale
döndükten sonra tarla sınırlarının yeniden belirlenmesi gerekmekteydi.
Mısırlılar bu sorunun üstesinden geometri bilgisini kullanarak gelmeyi
başardı. Diğer taraftan Mısır matematiğine ilişkin araştırmalar,
Mısırlılar’ın hem küre yüzeyini hem de kesik piramidin hacmini bildiklerini
göstermektedir. Babilliler ise arazi ölçümü yapabiliyor ve ikinci dereceden
denklemleri çözebiliyordu.
Euclides Geometrisi’nin Pabucu Dama mı Atılıyor?
Euclides Geometrisi, 2000 yıldan fazla bir zamandır hakimiyetini
sürdürmektedir. Bu klasik geometri anlayışında doğada karşımıza çıkan
şekiller; doğrular ve düzlemler, daireler ve küreler, üçgenler ve
koniklerden ibarettir. Bu şekiller, gerçeğin güçlü bir soyutlamasından
ibarettir. Doğada var olan karmaşık yapıyı anlamak ve modelleyebilmek için
yukarıda bahsedilen soyut şekillerin yeterli olmadığı artık bilinen bir
gerçektir.
Yakından incelendiğinde doğadaki nesnelerin Euclides geometrisindeki
şekillere hiç benzemediği görülecektir. Tam küre şeklinde olan bir tane bile
elma ya da bulut bulunamaz ya da tam koni şeklinde olan bir dağ hiçbir zaman
yeryüzünde olmadı. Benzer şekilde doğada gövdesi silindir şeklinde olan bir
ağaca, bir hat boyunca ilerleyen yıldırıma ya da tepsi gibi düz bir ovaya
rastlanamaz. Özetle, doğayı daha iyi anlayabilmek ve modelleyebilmek için
yeni bir geometriye gereksinim vardır.
Fraktal Geometri Yeni Kapılar Açıyor
Yukarıda sözü edilen yeni geometrinin adı “Fraktal Geometri”dir. Bu isim
Fransız bilimadamı Benoit Mandelbrot tarafından verilmiştir. “Fraktal”
kelimesi Latince “fraktus (kırık taş)” kelimesinden türetilmiştir. Fraktal
geometrinin yarattığı evren, yuvarlak ya da düz olmayan; girintili
çıkıntılı, kırık, bükük, birbirine girmiş, düğümlenmiş vb. şekillerden
oluşan bir evrendir. Bu evren Euclid geometrisinin tasvir ettiği türden
sıkıcı ve tekdüze bir evren değildir; tersine gözlemciye her ölçekte ayrı
bir dünyanın kapılarını aralar. Fraktal bir nesneye bakan gözlemci,
matematikteki “Sonsuz” kavramının nasıl somuta dönüştüğüne tanık olur.
Türkiye Sahillerinin Uzunluğu Tam Olarak Ölçülebilir mi?
Fraktal bir şeklin neye benzediğini daha iyi anlayabilmek için Mandelbrot’un
İngiltere sahilleri için sorduğu soruyu biz Türkiye sahilleri için sorarak
başlayalım: “Türkiye sahillerinin toplam uzunluğu nedir?” Mandelbrot’un
iddiasına göre, her sahil bir bakıma sonsuz uzunluktadır. Diğer bir deyişle,
sorunun cevabı, kullanılan cetvelin uzunluğuna bağlıdır. Örneğin, açıklığı
bir metre olan bir pergel ile Türkiye sahillerinin uzunluğu ölçüldüğünde,
bulunan değer yaklaşık bir tahminden ibaret olacaktır. Çünkü pergel bir
metrenin altındaki girinti ve çıkıntıların üzerinden atlayacaktır. Pergel
açıklığı yarım metreye indiğinde, bu uzunluk ölçeğindeki ayrıntılar da
hesaba katılmış olacaktır. Dolayısı ile daha hassas bir ölçüm için her
seferinde pergel açıklığını biraz daha küçültmemiz gerekecektir. Sonuçta
bulmuş olduğumuz sahil uzunluğu, kullanılan uzunluk ölçeğine bağlı
olacaktır. Örneğin bir uydudan ölçülen Türkiye sahillerinin uzunluğu, bütün
koyları ve burunları adımlayarak ölçüm yapan bir gözlemcinin bulduğu
uzunluktan daha küçük bir değer olacaktır.
Eğer sahil Euclides geometrisindeki şekillerden birine örneğin, bir daireye
benzeseydi, gittikçe küçülen pergel açıklıklarıyla yapılan ölçümler sonuçta
belli bir değere yakınsardı. Ancak Fraktal yaklaşıma göre, ölçek küçüldükçe
bulunan sahil uzunluğu sürekli olarak artacak; körfez ve yarımadalardan daha
küçük körfezcikler ve yarımadacıklar ortaya çıkacak ve bu işlem ancak atom
boyutuna ulaşıldıktan sonra sona erecektir, çünkü sahillerin yapısında
Fraktallik mevcuttur.
|