 |
ATATÜRK; GENÇLİK,
EĞİTİM ve ÖĞRETİM
Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim
duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.
Atatürk
Ulusların varoluşunda bazı önemli tarihler vardır. Türk Ulusu için yaşamsal
önem taşıyan ve ulusal kurtuluşun başlangıcını betimleyen 16-19 Mayıs 1919
tarihlerinin de önemi büyüktür. Çünkü İstanbul'dan başlayıp Samsun'a ayak
basışla birlikte yakılan ulusal kurtuluş ateşi, bu adımla tüm yurdu sarmış
ve büyük bir zaferle sonuçlanarak, Atatürk ve arkadaşlarının üstün gayret ve
çabası ile ortaçağ düzeyindeki bir toplumdan ulusal bilincini de kazanarak
bugün kü gelişmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti doğmuştur. Bu dönüşümde rol
oynayan Atatürk'ün gerçekleştirdiği devrimlerin, önemli bir düşünce ürünü
olduğunu, tüm dünya kabul etmiştir. Bu devrimleri doğuran düşüncenin
eseri günümüze kadar yaşanan değişimlerin sürdürülmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu devrimler, ancak ve ancak getirdiği ideolojik ve toplumsal değerlerin
yeni yetişenler tarafından anlaşılır, öğrenilir ve benimsenir olması ile
kalıcı olmuş ve günümüze kadar gelebilmiştir. Tarihte hiçbir devrim yoktur
ki beraberinde kendisini destekleyecek bir eğitim hareketi getirmemiş olsun.
Kurtuluş Savaşı'nı izleyen Türk Devrimi de farklı olmamıştır. Atatürk,
kurtuluş hareketinin çeşitli duraklar arasında ulusal bütünlüğü ve bu
bütünlükle ulusal egemenliği sağlamayı önde tuttu. Atatürk, Türk ulusuna
önderlik ettiği, Türk devrimini gerçekleştirirken, hep aydınlanmayı
hedefledi ve bu hedefe götürecek araç olarak bilime güvendi. Aydınlığa doğru
ilerleyen Türk toplumunun da çağdaş uygarlık yarışında hak ettiği yeri
alabilmesi için aynı güvenle bu anlayışa sarılması, onun en büyük
beklentisiydi. Türk devrimiyle de yüz yıllarca Tanrı haklarına dayalı
sistemle yetişmiş ve yönetilmiş bir ümmet toplumunun ideolojisini ve
yönetimini değiştirmeyi amaçladı. Yeni ideolojinin demokrasi, yönetimin de
cumhuriyet olmasını hedefledi. Bu değişimin ancak bilime dayalı çağdaş
eğitimin sağlayacağı bilinçlenme ile gerçekleşip korunabileceğini
kavradığından çağdaş, laik bilgilerle donanmış ulusal eğitimi Türk
bağımsızlığının ekseni yaptı. Atatürk'ün bilimsel yaklaşıma, çağın en ileri
teknolojilerinin uygulanmasına ve gençliğe verdiği önem yadsınamaz. Bu
bağlamda Atatürk, gençlerin yapıcı ve üretken olmasını isteyerek, onların
yenilikleri izleyici ve toplumsal gerçekleri araştırma yeteneği kazandırıcı
bir eğitim sürecinden geçmeleri gereği üzerinde durmuştur. Bu nedenle
Gençlik Kavramı, Atatürk için, bir ulusun geleceğinin garanti altına
alınması demekti. Zaten Türkiye Cumhuriyeti sürecinin en önemli
aşamalarından birisi olan 19 Mayıs 1919 tarihini gençlerin bayram olarak
kutlamasını istemesinde ve onlara bu tarihi Gençlik ve Spor Bayramı olarak
adamasının temelinde, bu görüş ve düşünceler yatmakta idi. Atatürk için,
gençlik yeni proje ve fikirler üreten toplumsal bir kuşaktır. Bu kuşağı iyi
yetiştirmek için tüm çabaların harcanması gerekmektedir. Atatürk "Gençler!
Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu
memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok
memnun ve mesudum" derken Türk Gençliğine duyduğu güveni pekiştirip anlatmak
istemiştir. Bunu belirtirken, günümüz gençliğini de bu hedefler
doğrultusunda donanması için yol göstermiştir. Onun, "Beni görmek demek,
mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı
anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir" ifadesi, onun sağladığı ve
önerdiği fikirlerin gelecek kuşakları da bağladığının en güzel teyididir.
Yeni Türkiye'nin Osmanlı İmparatorluğu'ndan devraldığı alışıla gelmiş eğitim
sistemi, tutsak eğitimdi. Bilimi, deneysel gözlem ve incelemeleri göz ardı
eden medreseler, sadece dine dayalı eğitim veren, düşünsel özgürlükten
yoksun, çağdışı kurumlardı. Oysa Atatürk, bir ulusun temel direğini
oluşturan gençliğin çağa uygun doğruları algılayıp, analiz yapabilmesini
önemsiyordu. Bu nedenle Gençlik Kavramı, Atatürk için, bir ulusun
geleceğinin garanti altına alınması demekti. Atatürk’ün ilkeleri arasında
gençliği ve dinamizmi çağrıştıran ve sürekli yenilenmeyi hedefleyen
Devrimcilik İlkesini görürüz. Gençlik ele alındığında, Öğrenim Birliği ile
getirilen çağdaş eğitimden beklentiler arasında gençlerin bilimsellikle
olduğu kadar, ülkü sahibi olarak da yetişmeleri vardır. Bu da yetişen kadar
yetiştirenlerin de aynı özellikleri taşımasını gerektirir. Bir de eğitim ve
öğretimle kazanılanın korunması vardır ki bu da eğiticilerin olduğu kadar,
yöneticilerin ve toplumun da görevidir. Bilinçli toplum, bu önemli görevi
aksatmadan yerine getirir. Kuşkusuz, Atatürk'ün, Türk Ulusu için en kutsal
değer olan Cumhuriyeti gençliğe emanet etmesi son derece önemlidir.
Atatürk'ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle olasıdır.
Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında yaşanan zorlukları her
zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları, Atatürk'ün emanetine daima sahip
çıkarak kutlamalıyız. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş
sürecinin ne denli zor ve meşakkatli olduğunun ve Atatürk'ün çok kısa bir
aralığa sığdırdığı büyük devrimlerinin gereğini yerine getirmenin bir vatan
borcu olduğunu algılayarak, 19 Mayıs'ların ne anlama geldiğinin iyi
irdelenmesi gerekir. Bu yapılırsa ancak onun gençlikten beklediği görevler
yerine getirilir ve onun emanetine sahip çıkılır. Atatürk'ün tarihi
yaşadığımız gibi yazdık; ama geleceği Cumhuriyete inananlarla onu koruyanlar
ve yaşatacaklara emanet edeceğiz derken gençliği kastediyordu. Bu yüzden
gençliğin eğitimine çok önem verilmesi gerektiğinin altını çiziyordu.
Türk ulusunun geleceği için bel bağladığı gençliğin mevcut sistemle
eğitiminin, çağdaş bir Türkiye yaratmaya, onu yüceltmeye yönelik bilinçle
donanmasına yetmeyeceğini gören Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın bitmesini
beklemeden, daha 1921 yılında Ankara'da kadın-erkek öğretmenlerin katıldığı
bir eğitim kongresi toplayarak, toplumun çok yakında tanışacağı bilimsel ve
ulusal eğitim sistemine doğru ilk adımı attı. Yine 24 Ağustos 1924'te
Ankara'da toplanan I.Öğretmenler Birliği toplantısında yaptığı konuşma onun
öğretmenlere verdiği önemi vurguluyordu. Eğer öğretmenler gençliğin yol
göstericisi olacaklarsa, onların da güncel bilgi ve becerilerle
donanmalarının sağlanması gerekmektedir: "Öğretmenler, yeni nesli
Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitimcileri, yani sizler
yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin
uzmanlığınız ve özverinizin derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet
düşünce, bilgi ve beden yönünden güçlü ve yüksek karakterli koruyucular
ister. Yeni nesli bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.
Üstün ödevinizin yerine getirilmesine yüksek çabalarla kendinizi
adayacağınızdan hiç kuşkum yoktur. Ben ulusal eğitim ve öğretimimizle ilgili
görüşlerimi, çeşitli zamanlarda ve olanaklardan yararlanarak söyledim. Gene
de görüşlerimi birkaç sözcükte toplayarak söylemeyi yararsız görmüyorum.
“Öğretmenler, erkek ve kız çocuklarımızın eşit olarak, bütün öğrenim
basamaklarındaki eğitim ve öğrenimlerinin iş ilkesine dayanması önemlidir.
Yurt çocukları, her öğrenim basamağında, toplumsal alanda yapıcı, etkili ve
başarılı olacak biçimde donatılmalıdır. Ulusal törelerimiz, uygarlık
ilkeleriyle ve özgür düşüncelerle geliştirilmeli, güçlendirilmelidir. Bu,
çok önemlidir; özellikle dikkatinizi çekerim, korkuya dayanan ahlak, bir
erdem olmaktan başka, güvenilir de değildir”. "Eğitim ve öğretimin gayesi,
yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlaklı,
karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, müspet, atılgan, başladığı işleri
başarabilecek yetenekte, dürüst düşünüşlü, iradeli, hayatta rastlayacağı
engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir.
|